Birarada yaşamak, peki ama nasıl?

Birarada yaşamak, peki ama nasıl?
Agos
Murat Cankara
26.06.2018

Kayıp Kentten Manevi Vatana: Ermeni Tarihine Toplu Bir Bakış Denemesi’, Boğos Levon Zekiyan’ın 1981-96 yılları arasında kaleme aldığı yazıların bir araya getirildiği 2000 tarihli İtalyanca bir kitaba dayanıyor. İtalyanca baskıdaki üç bölüm, yazıldıkları dönemin gündemine sıkı sıkıya bağlı olmaları nedeniyle ve yazarın da onayıyla Türkçe baskıya dahil edilmemiş. Öte yandan, kitabın sonuna, Zekiyan’ın Hrant Dink Vakfı’nın 2010 yılında düzenlediği ‘Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Kültürel Etkileşimler Sempozyumu’nda yaptığı açılış konuşmasının metni eklenmiş. Ayrıca girişte İtalyan dilbilimci Giancarlo Bolognesi’nin kısa sunuş yazısı ve sonda bir Ermeni tarihi kronolojisi mevcut.

 

‘Tarih Notları’

 

Ermeni halkının nasıl da etnik sınırları aşarak iz bırakan kozmopolit bir kültür yaratabildiği üzerine düşünen kitap dört ana başlık altında toplanmış on bölümden oluşuyor. ‘Tarih Notları’ başlıklı birinci bölüm, okuru kadim zamanlardan alıyor ve Kilikya Krallığı’ndan, ‘Yeniden Doğuş’tan, ‘Uyanış’tan, ‘Doğu Sorunu’ndan, ‘Medz Yeğern’den, Ermenistan’ın kurulup sonra da Sovyet egemenliğine girişinden geçirip bağımsızlığa kadar getiriyor. Ermeni tarihine kuşbakışı bakmak isteyenler için oldukça pratik bir bölüm bu.

 

‘Doğu ile Batı Arasındaki Doğal Köprü’ başlıklı ikinci bölüm ağırlıklı olarak Ermenilerle Batı dünyası arasındaki ilişkiler üzerine. Söz konusu ilişkilerin farklı tarihsel dönemlerinin ele alındığı bu bölümde İtalya ve bilhassa da Venedik özel bir yer tutuyor. Ermeni Kilisesi, Ortodoksluk ve Roma kilisesi bağlamında ekümeniklik tartışması da yine bu sayfaların konuları arasında.

 

Üçüncü bölümün başlığı ‘Kimlik ve Entegrasyon: Diyalektik mi, Çıkmaz mı?’ Bu, kitabın bütününe yayılmış bazı kavram ve olguların en yoğun biçimde tartışıldığı bölüm: küreselleşme, kimlik, etnisite, göç, getto, ulus-devlet, entegrasyon, asimilasyon, çift-dillilik, çoğul kimlikler, kültürel etkileşim, adem-i merkeziyetçilik, koloni, diaspora, anavatan, mültecilik vb. Zekiyan burada yer yer sözcüklerin etimolojisine de başvurarak bir tür arkeolojiye girişiyor ve Doğu-Batı ekseninde yaptığı karşılaştırmalardan yola çıkarak günümüzün en önemli toplumsal meselelerinden bazılarına (örneğin göç ve entegrasyon) çözümler öneriyor.

 

Dördüncü ve son bölüm ‘Arketipler’ ise Ermeni halkının din, ulusal kimlik, millet, vatan anlayışını ‘Ermeni tarihinin babası’ Movses Khorenatsi ve onun Antik Yunan – İbrani gelenekleriyle kurduğu ilişki  üzerinden değerlendiriyor. Bunlar haricinde yazılarda Ermeni matbaacılığı, ‘amira’lar, mezhep ayrılığının teolojik-siyasal-tarihsel kökenleri ve öncelikle Başrahip Mıkhitar ve Nerses Şnorhali olmak üzere Krikor Naregatsi, Peder Alişan, Hrant Nazaryants gibi Ermeni (kültür) tarihinin önemli figürleri üzerine kısımlar da var. Kitabın sonuna eklenen açılış konuşmasının metni de bir bakıma önceki yazıların Osmanlı Ermenileri üzerinden somutlanması. Böylece Zekiyan, Ermeni tarihini günümüzün küresel krizi için bir örnek, ders alınması gereken bir deneyim, hatta model olarak sunmayı deniyor.

 

‘Dünya görüşü’

 

Zekiyan’ın yazılarından öğrenilecek çok şey var. Kitaptaki yazıların insanı imrendiren çok-dilli kaynakçaları bir yana, yöntemleri de dikkate değer. Özcülükten uzak, soru soran, ölçülü metinler bunlar. Her ne kadar bir yandan Ermeni ‘weltanschauung’unun (‘dünya görüşü’, ‘hayat anlayışı’) anahatlarını belirginleştirmeye gayret etse de her kültür gibi Ermeni kültürünün de melezliğinin farkında ve bundan rahatsız değil. Bu ‘weltanschauung’u oluşturan katmanları sabırla kurcalıyor. Kavramlar arasındaki ayrımlar konusunda duyarlı ve ısrarcı. Emperyalizmle emperyal düzen arasında bir fark, emperyal düzenle ulus-devlet arasında bir üçüncü seçenek görüyor. Günümüz metropollerinin -baş döndürücü kültürel çeşitliliklerine rağmen- örneğin on sekizinci yüzyılın İskenderiye’si, Tiflis’i ya da İstanbul’u gibi kozmopolit oldukları ya da bütünleşmeyle asimilasyonun aynı şey olduğu konusunda şüpheci. Zira kültürlerin birbiriyle etkileşime girmeden yan yana yaşamalarıyla, kendi özgünlüklerini koruyarak bütünün ahenginin parçası olmaları arasında ayrım yapıyor. Romantik bir biraradalık değil, üretken bir ortakyaşarlık peşinde. Ona göre, “Kişiliğin bölünmesini, kültürel bir ‘şizofreni’yi içermeyen bir çokboyutluluk mümkün.” Oryantalizmin tuzaklarına düşmeden Doğu-Batı arasında tarihsel ve kavramsal mukayeseler yaparak kimisi kaçırılmış kimisi fark edilmeyi bekleyen imkânlar üzerine düşündürüyor, kör noktalar ve çıkmaz sokaklar hakkında uyarılar yapıyor.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.