‘Gâvur Mahallesi’

‘Gâvur Mahallesi’
Cumhuriyet Gazetesi
Adnan Binyazar
01.06.2008

Gâvur Mahallesi”, Mıgırdiç Margosyan’ın, Diyarbakır’da geçen çocukluk yıllarının kitabı. Kitabı her okuduğumda, yaşadığı topraklardan alınıp anadili Ermeniceyi öğrensin diye İstanbul’a gönderilen bir çocuğun hüznünü yaşarım.

Margosyan, bu hüznün nasıl bir özleme dönüştüğünün öyküsünü anlatır. Onun anılarında Diyarbakır yaşamaktır, sevdalardır, şefkattir…
Günümüzde her an değer yitimine uğrayan duygular… Margosyan, anılarında her kesimden insana yönelerek, özlemlerinin şiirini söyler.

***

O da benim gibi, Diyarbakır’a ayak basar basmaz, çocukluğunu yaşadığı yerlere koşar. Bir gün, yazar Şeyhmus Diken’le birlikte, Margosyan’ın, şimdi kullanılmaz durumda bulunan Hançepek’teki evlerine gitmiştik. İçinden neler geçtiği, yüzünün duygu haritasından belli oluyordu.
Oysa yüzü nasıl güleçtir Margosyan’ın, kahkahası nasıl gürdür! Oralarda dolaşırken ne güleçliği kalmıştı, ne kahkahası…
Sıla hasreti, hasretlerin en içe işleyenidir. Dini, etnik kökeni ne olursa olsun, insan, toprağın çocuğudur.
Bir insanın yerinden yurdundan edilmesi önlenmedikçe bu hasret sürecektir.
Kendimden biliyorum; anamın ilçesi Ağın’dan Köy Enstitüsüne okumaya gittiğimde ayakkabımın tozunu günlerce silememiştim.
Toprak özlemi böyle bir duygudur.
Çocukluğumun geçtiği Diyarbakır’ı “yazıp da okuyamadığım şiir” diye anışımın nedeni de bu.

***

Son günlerde “Gâvur Mahallesi” (Evrensel Basım Yayın) adıyla bir fotoğraf albümü yayımlanınca Margosyan’ın Diyarbakır özlemini anmak istedim.
Müjgan Arpat, hazırladığı albümde objektifini, Diyarbakır’da “Gavur Mahallesi” diye bilinen Hançepek’e, Margosyan’la benim de çocukluğumuzun geçtiği yerlere tutuyor.
Albümün bir sayfasında ben varsam, karşı sayfasında Margosyan var…
Albümde, oralarda kalan Ermenilerle kente yerleşen yeni kentlilerin portreleri yer alıyor. Objektif, zamanı dondurduğu için yalan söylemez; hepsinin yüzünde Diyarbakır güneşinin kavurduğu kızgın toprağın rengi… Objektife nasıl baksalar, özlemlerini de gizleyemiyorlar, yoksulluklarını da…
“Kalanlar”ın yüzünde yitik zamanların özlemi, “Gelenler”de yoksulluğun utancı…

***

Pınar Selek’in kitabın önsözünde belirttiği gibi, “tüm yağma ve talana, yıkıma, terk edilmişliğe rağmen görmeye istekli gözlere geçmişin Ermeni dünyasından çok sayıda izler sunuyor.”
Arpat konuşmuyor, Ermeni ibadet yerlerinin ne durumda olduğunu fotoğraflarla görselleştiriyor.
Gerçekten öyle; kiminin yalnızca sütunları kalmış, kiminden birkaç kabartma, kimi ise tam bir virane…
Oysa ibadet yerleri yalnızca bir görevi yerine getirmez. Oraların sanatsal değeri onun üstündedir.

***

“Gâvur Mahallesi”nde öyle de başka yerlerde farklı mı?
Fotoğraflara bakarken gözümün önüne Peri Bacaları’nda kaya oyuklarına çizilmiş freskler geliyor. Kişi resimlerinin tümünde gözler oyulmuş. Grek ve Roma kültüründen kalan yontuların çoğunda kol ve bacaklar, cinsel organlar yerinde değildir.
Balkan ülkelerinde yüzlerce cami de bakımsızlıktan yıkıma terk edilmemiş mi?
Belli ki, sanat evrensel sayılıp, inançsal hoşgörü güzeli koruma duygusuna dönüşmedikçe, dinsel ve etnik ayrılıkçıların, kitlelere çektirdikleri bu acıların sonu gelmeyecektir.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.