Gâvur Mahallesi

Gâvur Mahallesi
Cumhuriyet Gazetesi
Selçuk Erez
02.10.1994

Allahu ekber, Allahu ekber!..” “Ding-dong, ding-dong!..” “Allahu!..” “Ding!..” “Ekber!..” “Dong!..” Müezzin Nusret, soğuktan domates kırmızısına dönüşmüş koca burnuyla minareden indiğinde, Uso hala, kısacık boyu, toparlak vücuduyla tarihi çanın ipine inatla asılıp duruyor, müezzinin pes edip minareden inişine içten içe seviniyordu. Çan sesleri dalga dalga ta uzaklara, en uzaklara yayılıyor…”

 

Mıgırdiç Margosyan öykülerini önce Ermenice yazmış, Marmara Gazetesi’nde yayımlandıktan sonra bazıları bir kitapta toplanmış. Bu Fransa’da 1988 Eliz Kavukçuyan ödülünü kazanmış. Neden sonra Bebekus Yayınları’nın sorumlusunun isteği üzere Mıgırdiç Bey oturup aynı öyküleri bu sefer de Türkçe bir kez daha kaleme almış.
Bir çeviride ulaşılması güç şiirsellik ve akıcılık içeren öyküleri okuduğum zaman Margosyan’la konuşmak istedim.

 

—Otuz sekizde Diyarbakır’da doğdum. Ortaokul son sınıfa kadar orada okudum. 1953’te İstanbul’a taşınıp Getronagan Lisesi’nde okudum. Sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldum. 1966–72 yılları arasında Üsküdar’daki Tıbrevank Lisesi’nde müdürlük yaptım. O zamandan beri ticaretle uğraşıyorum.

Margosyan lisedeki edebiyat hocasının teşvikiyle başlamış yazmağa ve Marmara Gazetesi’nde basılan öyküleriyle edinilen deneyim, doğal güzel konuşma ve anlatma yeteneğiyle bir araya gelince ona ilk kitabında bile insanı etkileyen bir ustalık sağlamış.

 

“Gâvur Mahallesi” başlıklı kitapta Diyarbakır’ı, oradaki Ermeni mahallesini anlatıyor. Bazı öykülerini beraber irdeledik: Kure Mama mahallenin becerikli ebesi. Diploması filan yoktur ama iki kuşak belki de daha çok sayıda mahalleyi o doğurtmuştur. Öykülerinden birinde, yaptırdığı doğumlar karşılığında para istemeyen, ne verilirse yetinen, bu nedenle saygınlığı yüce olan, her eve keyfince girip çıkan bu ilginç kadın anlatılıyor. Kure Mama meslektaşım sayılır. Bu nedenle bu öykü özellikle dikkatimi çekti.
Kejo bugün Hollanda’ya göç etmiş bir yurttaşımızdır. Karısı altı kız doğurunca başvurmadığı çare kalmaz yedincisinin oğlan olması için. Son çare olarak bu gibi durumlarda deli duasının sonuç vereceği söylenir. Mahallenin delisi Hent Ağavni’ye gidilir. Bayat ekmek, kocaman bir satır ve bir avuç tuz, bir de soğanla yaptığı büyü tutmaz. Kejo’nun yedinci çocuğu da kız olur. Adını Ağavni koyar.

 

Margosyan’ın kitabını Şişli’den Pangaltı’ya yürürken yol boyunca dizdiği kitapları satan bir sergiciden aldım. Şu anda Bodrum’u anlatan bir uzun yazı yazdığım için eski kentleri konu edinen kitaplar ararken bulmuştum. Eskiden Bodrum’da yapı ustalığı, demircilik, teknecilik, kireççilik hep Rumlar tarafından yapılırmış. Yaşlı Bodrumlulara “Neden?” diye sorduğumda “Günahtır derlerdi!” diye yanıt almıştım. “Kim demiş günah olduğunu?” Kimine göre Rumlar, kimine göre cahil hocalar… Margosyan da kitabının bir yerinde “Bizim oralarda Ermenilerin çoğunluğu sanatkârdı. Genelde demirci, kalaycı, duvarcı, taşçı, sobacı, nalbant ya da yemeniciydiler…” demişti. Bodrum’da sorduğum sualin cevabını Mıgırdiç Bey verebilirdi. “Ermeniler hükümet memuru yapılmazlardı. Arazileri, toprakları da yoktu. Bu durumda çırak olacak yaşa gelince, anaları babaları onları serbest bir sanatta çalışan başka bir Ermeni’nin yanına verirdi. Böylece taşçılık, demircilik gibi meslekler Ermeni işi olarak sürer giderdi.

 

Mıgırdiç Margosyan da ilkokulu bitirince dayısı Haço’nun demirci dükkânına çırak verilmiş. Bir öyküsünün konusu da bu: Dokuz yaşında boyundan büyük küreğe asılarak başlamış. Sonra dayısının ürettiği orak, saban aksamı, çengel, kilit, tilki ve kurt kapanları, dokuma tezgâhı aletlerini yapmanın püf noktalarını da öğrenmiş. “İstanbul’a gelmemiş olsaydım bugün gâvur mahallesinde güzel şeyler üreten iyi bir demirci olabilirdim” diyor.

 

Mıgırdiç Margosyan iyi ki İstanbul’a gelmiş. Ermenice ve Türkçe yazdıkları da sıradan nesneler değil, usta işi. “İlki için elinize sağlık; devam etmeniz gerek!” dediğimde “Şimdi diğer öykülerimi yeniden Türkçe yazıyorum. İkinci kitabımı TÜYAP’a yetiştirmeye çalışıyorum! Tek derdim adının ne olacağı: Gâvur Mahallesi II olsun diyen var. Herhalde başka bir şey olacak!” dedi. TÜYAP günlerinin bir an önce gelmesini beklemem için şimdi bir nedenim daha var. Margosyan’ın imza gününü kaçırmayacağım!

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.