İzmir’i Kim Yaktı-2

İzmir’i Kim Yaktı-2
Birgün Gazetesi
Ümit Bayazoğlu
06.01.2007

Geçtiğimiz günlerde sizlere bu köşede, baba tarafından Sivas Zaralı, ana tarafından Muşlu, 1929 doğumlu yazar Anahıde Ter Mınassıan’ın “Ermeni Kültürü ve Modernleşme” adlı kitabını tanıtmıştım. Bu kitabın bir bölümü İzmir Ermenileri hakkındaydı. Malumunuz, yakın geçmişimizin “kara deliklerinden” biri de şu meşhur İzmir yangını. Yeterince araştırılmamış bir konu, failleri bulunamamış bir yüz karası, bir vicdan azabı olarak önümüzde durmaya devam ediyor.

 

İzmir yangını hakkında üniversitelerin yaptığı çalışmalardan (eğer varsa) bihaberiz. Bizi bu konuda aydınlatan maalesef sadece medya var. “Maalesef” diyorum çünkü medya da yangını, her yıldönümünde hep aynı çarpık, çurpuk bilgilerle tekrarlamaktan öte gidemiyor.

 

Acaba İzmir’i kimler yaktı? Ne amaçla yaktı? Önceleri “güzel İzmir’imizi” işgalci Yunan askerlerinin mağlubiyet acısıyla ve intikam ateşiyle yaktıklarından yüzde yüz emindik. Bu görüş aynı zamanda “resmi görüş”tü. Okulda tarih derslerinde böyle öğretilir. Uzun yıllar böyle inanmış, defteri dürüp bir kenara kaldırmıştık.

 

Sonra galiba 1980’li yılların başında “Nero-nist” Sakallı Nurettin Paşa’nın adı dolaşmaya başladı ortalıkta. Bu bir ilkti, ilk defa “kendimize toz konduruyorduk”, bir özeleştiri gözüyle bakınca önemli bir gelişmeydi bu. Nurettin Paşa, o zamanki ordunun “operasyon” uzmanı. Osmanlı ordusundan miras “alaylı paşalardan”. Olmayacak işler ona yaptırılıyor. İzmir’e gelmeden önce Dersim’de Kürt boğazlamakla meşguldü. İzmir’e gelir gelmez de ilk işi Metropolit Hrisostomos’u linç ettirmek olmuştu. Linç konusunda o uzman bir kumandan İzmir’den sonraki görev yeri olan İzmit’te de muhalif gazeteci Ali Kemal’i (*) linç ettirmişti.

 

1990’la gelindiğinde İzmir yangının faili bir kez daha değişti. Bir Levanten (Belçikalıydı galiba) sigorta şirketinin itfaiye raporları belge gösterilerek suç, Ermeni tebaanın üstüne atıldı. Bu iddia yanılmıyorsam Yeni Asır gazetesinde yer almıştı. Yazarını hatırlamıyorum. Buna göre, Ermeniler (ne akla hizmetse) oturdukları mahalleyi (Haynots) ateşe vermişti. Kanıt olarak da kiliselerde bulunun silah ve patlayıcılar gösteriliyordu.

 

Önümüzdeki yıllarda bu palavralara şüphesiz yenileri eklenecek. Ta ki, yok edilememiş belgeler, unutturulamamış bilgiler ortaya çıkana dek. Bu nedenle İzmir’in yakın geçmişine dair çıkmış, çıkacak kitaplar çok önemli. Geçenlerde elime işte böyle bir kitap geçti: Bir Ermeni doktorun İzmir güncesi. Garabet Ha-çeryan adında bir doktor, İzmir’in Yunan işgal güçlerinden Türklerin eline geçiş sürecini gün be gün anlatıyor. Mutlaka edip okumalısınız, en azında yangın faciasında Ermenilerin rolü konusunda aydınlanacaksınız.

 

Ama kitapta bundan da ötesi var: Devrin imkânsızlıkları içinde genç bir adam düşünün, İstanbul’da Tıbbiye-i Şahane’den mezun olmuş, ihtisasını yapmış, memleketi olan İzmir’e dönüp ilk muayenehanesini açmış.

 

Doktor, 28 Ağustos 1922’den itibaren hatırat tutmaya başlamış. Hatıratın ilk sayfasında, İzmir’e hangi heveslerle geldiğini yansıtan şu satırları yer alıyor: “İzmir’de, Çalgıcı Başı Sokağı, 109 numarada, Garabet Balabanyan’ın ferah ve rahat evinde oturuyoruz. Eşim Elisa ve bebeğimiz Vartuhi ile birlikte, mutluyuz ve rahatımız yerinde.” Doktor sıkı çalışarak üç yılda İzmir’in meşhur doktorları arasına girmeyi başarmış. İstikbali parlak. Fakat bu pembe tablo çabuk solacaktır: “Bu gün Uruç Yortusu (Meryem’in göğe yükselişi) ertesi. İzmir’in Hıristiyan ahalisi için tatil ve kutlama günü. Öğleden önce, insanlar her zamanki gibi geziniyorlar. Akşama doğru, Türklerin Afyon önlerinde bir taarruz başlattıklarına ve küçük bir zafer kazandıklarına dair bir söylenti dolaşmaya başladı hiç önemsemedik.”

 

Keşke önemseseydin be doktor, belki o zaman ailenin bir kısmını feda etmek mecburiyetinde kalmazdın. Bu satırlardan yaklaşık bir hafta sonra doktor hatıra defterine şunları yazar: “Zengin Ermeniler ve zengin Ermeni doktorlar İzmir’i terk ettiler. Bana gelince, Türk hükümeti aleyhine hiçbir şey yapmadığım için, İzmir’i terk etmeyi düşünmüyorum. Aksine belediye doktoruyum ve askerde tam dört yıl geçirdim ve kusursuz hizmetimi teyid eden resmi belgelerim, madalyalarım var. Dolayısıyla, tehlike bu kadar uzakken, İzmir’de ulaştığım konumumu kaybetmek istemiyorum.”

 

Doktor bu badireden kurtulacak ama ne pahasına? Meraklıları serüvenin bundan sonrasını kitaptan takip edebilir. Ben buradan tekrar İzmir yangınına dönmek istiyorum, konuyla ilgili önceki yazımda söylediklerimi bir kez daha yineliyorum:
Bence hafiye tarihçiler, yangınını kimler tarafından ve ne maksatla çıkarıldığını bu kafayla hiçbir zaman bulamayacaklar. İzmir’i kimler yaktı sorusunu hakikaten “hayatının sorunsalı” yapmış, bunu çözmezse huzura eremeyeceğine inananlara tatmin edici bir yanıtım olacak. Daha doğrusu onlara buradan İzmir yangınını çıkaranları bulmaları, bu tarihi muammanın kilidini açmaları için altın bir anahtar sunuyorum: İzmir’i yakanları bulmak için bugün yangın arazisi üzerindeki mal-mülk dağılımını izleyin. Hanların, apartmanların ilk sahiplerine bakın. Karşınıza yangına ilk kibriti çakanların torunları çıkacak.

 

*Linç edilen Ali Kemal’in oğlu Zeki Kuneralp, 1950’li yıllarda, Türkiye’nin yalvar yakar Nato’ya giriş sürecinde başmüzakereci sıfatıyla görev yaptı.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.