Sevdiğim Nâz ile Söyle Besteyi

Sevdiğim Nâz ile Söyle Besteyi
Radikal Gazetesi
Celâl Üster
26.11.2004

“Çeksem o şûhu sîneye hülyalarım gibi”, “Bir zaman lûtfunla şâd ettin beni”, “Gözümden gitmiyor bir an hayalin”, “Sevdiğim nâz ile söyle besteyi”, “Bir görüşte sevdim seni, lûtf eyle bir buseni”, “İflâh olmam almayınca al yanaktan bir buse”, “Tatlı bakışın aşk nârına daldırdı beni”, “Bir melek sevdim ki aşkıyla bahar olsun gönül”…
Nicedir, özenle hazırlanmış, zaman zaman insanı şaşırtan, dahası insana “Hay Allah, iyi ki yayımlamışlar!” dedirten kitaplar çıkaran Aras Yayıncılık’ın, bestekâr Karnik Garmiryan’ın hayatı ve eserlerine ayırdığı kitabın notalı sayfalarını çevirirken aklıma takılan beste adlarından birkaçı…

 

135 eser
Karnik Garmiryan, 19. yüzyılın son çeyreğine doğru, 1872’de İstanbul’da doğmuş. Baba tarafının kökleri Kayseri’nin Garmir köyüne dayanıyor. Çocuk yaşlarda kilise korolarına devam etmiş. Bu korolarda, ‘Ermeni notası’ da denilen Hampartzum nota sistemini öğrenmiş. İlk hocası, Beyoğlu’ndaki kiliselerde başmugannilik yapan Rupen Civanyan. Sonraki yıllarda kâtiplik, muhasebecilik gibi işlerde çalışmasına karşın, Garmiryan’ın hayatının en önemli uğraşı hep müzik olmuş. Besteler yapmış, güfteler yazmış. Bestekâr Karnik Garmiryan: Hayatı ve Eserleri adlı bu kitapta tamamına yer verilen peşrev, saz semâisi, baste, ağır semâi, yürük semâi, şarkı, kanto, türkü, düet, zeybek, fokstrot formlarında 135 eser bestelemiş. Bu bestelerden bazıları antolojilere girmiş, bazıları çeşitli seriler içinde yayımlanmış, bazıları da plağa okunmuş. Garmiryan, eserlerini Hampartzum notasıyla kaydetmiş, ama Batı notasını da kullanmış. Boş zamanlarında bestekârların eserlerini, Ermeni kilise müziğine ait ilâhileri, ünlü bestekâr Bimen Şen’in bestelerini notaya almış, böylece önemli bir kişisel arşiv oluşturmuş. İki yıl kadar süren bir hastalık döneminden sonra 1947’de hayata veda etmiş. Şişli Ermeni Mezarlığı’nda yatıyor.
Garmiryan’ın kısa hayat hikâyesi böyle. Ama oğlu Ara Garmiryan’ın kitaptaki sunuş yazısını okurken, günümüzde hızla tarihe karışmakta olan bir dönemin son temsilcilerinden, çelebi ruhlu, ama biraz da çekingen bir İstanbul beyefendisiyle tanıştım.

 

‘Baba’ portresi
Yeri gelmişken, Ara Garmiryan’ın, ilk kez Marmara gazetesinde yayımlanmış olan ‘Babam Karnik Garmiryan’ başlıklı yazısının kendi türünde -insanın, çok yakınlarını, babasını ya da annesini anlatması, hele bunu yazıya dökmesi son derece zor bir iştir- çok başarılı olduğunu belirtmeliyim. Sıradan görünen ayrıntıları, zamana direnen ve belleğinde yaşattığı hikâyeleri öyle güzel aktarıyor ki, yalnızca unutulmuş, değeri bilinmemiş bir bestekârın usta işi bir portresi değil, aynı zamanda bir ‘oğul’ tarafından incelikle resmedilmiş bir ‘baba’ portresi çıkıyor ortaya.
Ara Garmiryan’ın, aile dostlarından dinlediğini, aile içinde hep anlatıldığını söylediği kimi anekdotların, bana annem babamla ilgili benzer hikâyeleri anımsattığını itiraf etmeliyim. Sözgelimi, babasının çekingen doğasından söz ederken, annesiyle babasının ilk kez yalnız başlarına dışarı çıkışlarının öyküsünü anlatıyor Ara Bey:

 

Hapşırık ve mendil
“Babam, nişanlısıyla ilk kez yalnız dışarı çıkma şansını yakaladığında çekingenliğini uzun süre yenememiş. Yıl 1907, o zaman babam otuz beş, nişanlısı Siranuş Köleyan ise on sekiz yaşındaymış. Bu yalnızlıktan faydalanıp, samimi, sıcak bir sohbete başlamak, eğlenceli bir hava yakalamak fırsatı varken, uzunca bir süre sessiz sedasız yürümüşler. Babamın, hayalî sevgilileriyle, bestelediği şarkılar aracılığıyla iletişim kurma alışkanlığından ileri gelen bu sessizlik, annemin bir hapşırığıyla bozulmuş. Annem telâşla aranmaya başlayınca, yanına mendil almayı unuttuğu anlaşılmış. İşte o an, babam ütülü beyaz mendilini bir ‘şövalye’ edasıyla nişanlısına uzatmış ve ‘Hanımefendi, mendilim emrinize amadedir!’ demiş.” Kiliseyle ilgili tutumu
Karnik Garmiryan’ı ‘derinliğine’ resmeden konulardan biri de, kiliseyle ilgili tutumu. Oğlu Ara Bey, babasının, dinsel müziğin içinde yetişmesine, ondan büyük keyif almasına karşın, düğün, cenaze ve vaftiz törenleri dışında, pazar günleri ya da bayramlarda kiliseye gittiğini anımsamadığını söylüyor:
“Bayram günleri, hele hele Büyük Oruç ya da Kutsal Hafta dolayısıyla, annem ve kız kardeşim birlikte Beyoğlu Surp Yerrortutyan Kilisesi’ne gittiklerinde, babam beni yanına çağırır, İncil’i ve dua kitabını ortaya çıkarırdı; ilâhileri bir ağızdan okurduk. Papaz veya rahip takdis ayini olduğunda da aynısı yapılırdı. Büyük bir coşkuyla, hafızasındaki eski piskopos takdis ayinlerine dair hatıralarını tazeler, geçmişin büyük ruhanilerinin, patriklerinin adlarını anar, ateşli ateşli anlattıkça o anları tekrar yaşardı. Dinî müziğin içinde pişen, onu bunca seven, ondan büyük zevk alan, bu zevki ve sevgiyi bana da aşılamaya çalışan babamın kiliseye neden gitmediğini hep merak etmişimdir.”
Ara Garmiryan, babasının kiliseye gitmeyişinin nedenini hep merak etmiş, ama kitaptaki yazısında bir açıklama getirmeden de edememiş. İnsana hüzün verdiği ölçüde içten bir açıklama:

 

Aile İncil’i
“Aile İncil’imizde, evlilikler, doğumlar ve ölümlerle ilgili aile kayıtları için özel sayfalar vardı. Babam bu kayıtları büyük bir ihtimam ve sadakatle tutardı. Onun ölümünden sonra bu görevi ben üstlendim. Çoğu kez gözüm eski kayıtlara kayardı; eski isimler ve tarihler üzerinde takılır kalırdım. Benden ve Araksi ablamdan önce doğmuş iki kız ve bir erkek kardeşimin adlarını daima kalbim sıkışarak okurdum. Kız kardeşlerimden Takuhi-Alis 1908’de doğmuş, on ay yaşamış; Takuhi-Eliza ise 1910’da doğmuş ve bir buçuk yıl yaşamıştı. 1912’de doğan erkek kardeşim Krikor-Hovhannes ise 1913’te vefat etmişti. (…) Bu olayla, babamın kiliseye gitmeyişini birlikte yorumlamaya çalıştım ve sonunda Tanrı’yla babam arasında bir kopukluk olduğu kanaatine vardım. (…) Tanrı’dan kopuşunun sebebi, dualarının kabul edilmediğine inanıp, arka arkaya gelen ölümler yoluyla cezalandırıldığı fikrine kapılmış olmasıydı belki de.” Karnik Garmiryan’ın kiliseye ilişkin tutumu oğlunu da etkilemiş: “Zira ruhanî müziğin cazibesi, dua ve ilâhilerin şiirsel büyüsü, beni renkli ve şık kıyafetli ruhanilerden, buhurdanlık ve zilden, aziz resimlerinden, mum ve günlük kokulu kilisenin kendisinden daha çok ilgilendiriyordu.” Burada, sanırım, dinin kilisedeki biçimsel yansımalarından çok, anlatımını müzikte bulan bir ruh uyumuna yakınlık duymak söz konusu. Anlaşıldığı kadarıyla, babadan oğula geçen bir ruh hali.

 

Kemanî Tatyos Efendi
Karnik Garmiryan, daha sonraları, Kemanî Tatyos Efendi’nin, Bimen Şen’in musiki ikliminde yaşamış bir bestekâr. Hayatını gazinolarda keman ya da kanun çalarak kazanan Tatyos Efendi, bilindiği gibi, bir melodi sihirbazı. Peşrev ya da sazsemailerinin çoğu çalgı müziğimizin en güzel parçaları arasında. Şarkıları daha bestelenir bestelenmez tutulmuş, fasıllara girmiş. Bimen Şen, Bursa’da Surp Astvadzadzin Kilisesi’nde muganniyken güzel sesiyle ünlenmiş; Hacı Arif Bey’in önerisiyle İstanbul’a gelmiş; Hagopos Kıllıyan ve Lem’î Atlı’dan müzik dersleri almış. Gazinolarda hanendelik etmiş, plaklar doldurmuş. Asıl adı, Bimen Dergazaryan. “Şen” soyadını, “Yüzüm şen, hatıram şen, meclisim şen, mevkıim gülşen” diye başlayan şarkısının çok tutulmasına borçlu. Ara Garmiryan’ın anlattıkları, Karnik Garmiryan’ın Tatyos Efendi’yle bağlarını çok iyi dile getiriyor:
“Babamla beraber çalışmak benim için büyük bir zevkti. Ermeni notalarını öğretmek için her çağırdığında sevinçle koşardım. Derslerde ‘peşrevlerden’ faydalanırdı. Tabii ki kendi sevdiği parçaları seçerdi. Bunların başlıcası, bana da sevdirmeyi başardığı, Kemanî Tatyos Efgendi’nin kürdîli hicazkâr peşreviydi. Dersleri, küçük anekdot ve hatıralarla renklendirirdi. Bu peşrev o kadar sevilmiş ki, onu icra ederken bütün sazendeler aşka gelir, üçüncü haneden dördüncüye geçmeden, kanun, keman, ud ve klarnetin her biri haneyi ayrı ayrı, solo şeklinde yorumlar, sonra heyetteki bütün sazlar birlikte dördüncü haneye girermiş. (…) Bir keresinde de, bir heyette, kemancı, besteci olduğunu bildiği babamı dinleyicilerin arasında görünce, o solo kısmı gözlerini babamın gözlerinden hiç ayırmadan çalmış ve babam heyecandan bayılıp, yere yıkılmış.”

 

Bimen Efendi’nin notaları
Karnik Garmiryan’ın, dostu Bimen Şen’i çok takdir ettiğini, çok sevdiğini öğreniyoruz oğlunun anlattıklarından. O kadar ki, Aile İncil’inde, aile üyelerinin doğum ve ölüm tarihlerinin işlendiği sayfalarda, aralarında hiçbir akrabalık olmamasına karşın Bimen Efendi’nin kaydı da bulunuyor: “Bestekâr Bimen Şen Der Ğazaryan. 73 yaşında, 28 Ağustos 1943.”
Ara Bey, babasının, Bimen Şen’in bestelerini notaya geçirmesini bir pazar ayini gibi anlatıyor: “Bimen Şen, nota bilgisi olmadığından, her yeni şarkı bestelediğinde, bunu notaya geçirmesi için babama haber gönderirdi. Babam bu ziyareti pazar gününe denk getirir, Elmadağ yakınlarındaki bu eve bazen de beni de beraberinde götürürdü. Bimen Efendi eseri kısım kısım okur, babam da notaya dökerdi. Ünlü bestekâr, aydınlık yüzlü, şişmanca, yakışıklıydı. Eşi Eleni her zaman bakımlı ve iyi giyimli, tam bir salon kadınıydı ve beni, arkadaşının oğlunu, çok iyi ağırlardı.
“Şarkının notaya alınması bittiğinde, Bimen Efendi, ‘Artık sen bir aranağme uydurursun Karnik,’ der ve memnuniyetle ayağa kalkardı.
“Gerçekten de babam, şarkının başında, sonunda ve iki kıta arasında saz heyeti tarafından çalınan aranağmeleri uydurmada çok başarılıydı. Çoğu kez babam hemen oracıkta yazardı aranağmeyi, bu da Bimen Efendi’yi çok memnun ederdi. Bir süre sonra ziyaretlerimiz son buldu. Babamın anlattığına göre, Bimen Efendi nota yazmayı öğrenmişti ve artık şarkılarını kendisi notaya döküyordu…”
Karnik Garmiryan’ın çeşitli formlarda 135 eserini bir araya getiren kitabın, müzik açısından değerlendirilmesini bu uğraşın uzmanlarına bırakmam gerekiyor. Kitapta ayrıca, bestekârın hayatın bazı kesitlerin Garmiryanlar’ın aile albümünden fotoğraflarla aktarıldığı bir bölüm de yer alıyor. Kitabın sonunda da, şarkılarla ilgili tüm bilgilerin işlendiği alfabetik sıralı bir tabloya ve şarkılardaki bazı Eski Türkçe sözcüklerin açıklandığı bir sözlüğe yer veriliyor. Garmiryan’ın Hampartzum notasıyla kaydettiği eserleri Batı notasına oğlu Ara Bey aktarmış. Bestekâr Turhan Taşan bu notaları bilgisayar ortamına geçirmiş, eserleri makamsal tutarlılık açısından inceleyip gerekli düzeltileri yapmış ve sözlük bölümünü oluşturmuş. Bestekâr ve kanun sanatçısı Cüneyd Kosal da, notaların ve sözlerin yazımı ile porozodiye ilişkin düzeltmeleri yapmış.

 

Bir saygı ürünü
Bestekâr Karnik Garmiryan: Hayatı ve Eserleri, her bakımdan büyük bir titizlikle hazırlanmış bir kitap. Belli ki, İstanbul kültürünün seçkin bir temsilcisine duyulan derin saygının ürünü. Bu tür kitaplar, bende, her şeyin değerini hızla yitirdiği, insana bakışların yozlaştığı bir dönemde bile, sağlam geleneklerin korunabildiği, hayatın akışının kesintisiz sürebildiği duygusunu güçlendiriyor.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.