“Babam ailesini korumak için yaşadıklarını pek anlatmazdı”
Surp Haç Tıbrevank Okulu 10. sınıf öğrencilerinden Melani Gülükoğlu ve Lusin Hilkat, Ermeni toplumunun en önemli yazarlarından Zaven Biberyan’ın 40. ölüm yıldönümü vesilesiyle, yazarın kızı Tilda Biberyan Mangasar ve torunu Tamar Mangasar’la bir söyleşi yaptı. Tıbrevank yönetimi, okul dergisi ‘Pünig’de yayımlanacak olan söyleşiyi Agos okurlarıyla paylaşma nezaketini gösterdi. Tıbrevank öğrencilerine ve okul yönetimine teşekkür ederiz.
Melani Gülükoğlu: Bu kadar önemli bir yazarın çocuğu olmak, yaşadığınız o dönem içerisinde nasıl bir duyguydu?
Tilda Biberyan Mangasar: Şöyle ifade etmek isterim. Babam ben doğmadan önce, daha aktif daha faal bir kişiliğe sahipmiş, fakat ben doğduktan sonra biraz içine kapanmış hatta daha sonraları içine kapanıklığı biraz daha artmış. Aslında ben o yılları pek hatırlamıyorum fakat büyümeye başladıkça babamın eskisi kadar aktif bir hayatı olmadığını, ben doğmadan önce daha hareketli bir yaşama sahip olduğunu ve daha çok yazdığını öğrendim. Gençlik yıllarımdayken babamın daha çok tercümeler yaptığına şahit olmuştum. Ben babamla yaşadığım dönem içerisinde babamın bulunduğu konumu çok hissedemedim.
Lusin Hilkat: Bize babanızın kişiliğinden, nasıl bir karaktere sahip olduğundan bahsedebilir misiniz?
Tilda Biberyan Mangasar: Babam zor bir insandı, herkesin çok kolay iletişim kurabileceği biri değildi. Babamı insanlar çok iyi anlayamadığı için, duygularını insanlara anlatmaktan çok kağıtlara dökmeye başlamıştı. Hatta uzun bir süre insanlarla arasına mesafe koymuştu. Yaşadıklarından dolayı ve ailesini korumak için kendisini hep geriye çekmişti. Dolayısıyla aile fertleri ile de çok konuşmazdı. Diyaloğumuz çok fazla yoktu. Ben babamı mamamın (annemin) anlattıkları kadarıyla tanıyorum çünkü çok fazla konuşmazdı.
Melani Gülükoğlu: Bize ailenizden bahsedebilir misiniz?
Tilda Biberyan Mangasar: Babamla hatırladığım anılardan bir tanesi okuldaki edebiyat derslerime yardımcı olmasıydı. Ailesini korumak için yaşadıklarını pek anlatmazdı. Hatta kitaplarını okudukça biz de bazı yaşananlardan dolayı şoka giriyorduk. Bu yüzden bazı yaşananları da biz de kitaplarını okudukça öğrenmeye başladık. Özellikle beni korumak adına bazı şeyleri paylaşmazdı. Beni lise yıllarımda okula getirip, götürürdü ve okuldan çıkana kadar da okulun önünde beni beklerdi. Esayan Lisesi’ne gidiyordum ve o dönem bazı karışıklıklardan dolayı babam okula gelip gitmelerimde beni asla yalnız bırakmazdı.
Lusin Hilkat: Babanızın ilk yazarlığa başlaması nasıl olmuş?
Tilda Biberyan Mangasar: İlk eserini ne zaman yazdığını tam olarak hatırlamasam da 1940’larda yazdığını düşünüyorum. Daha çok tercümeler yapardı. Ben ilkokula giderken benim odamda oturur tercümeler yapardı. Açıkçası ilk yazdığı eseri hatırlamıyorum. Maddi imkansızlıklardan dolayı yazamamış ve yazmaya da çok ağırlık verememişti. Daha çok Fransızca’dan ve Ermenice’den tercümeler yapıyordu.
Melani Gülükoğlu: Özellikle bizim de okulumuzda etkinliğini yaptığımız bir romanı var.: “Karıncaların Günbatımı” Bu romanı hakkında bildiklerinizi anlatabilir misiniz?
Tilda Biberyan Mangasar: Bu romanın babam ölüm döşeğindeyken cemaatteki hayırseverlerin yardımıyla basıldığını biliyorum. Hatta o zamanki adı “Babam Aşkale’ye Gitmedi”ydi. Bildiğim bir şey daha var. O da romandaki “Baret“ karakteri kendisiydi.
Lusin Hilkat: Babanızla ilgili en ilginç anınız nedir?
Tilda Biberyan Mangasar: En önemli özelliği bana çok düşkün olmasıydı. Çocukluğumda özellikle onunla ilgili en ayrıntılı hatırladığım şey şuydu: Bir gün bakıyorsun çok iyi neşeli; bir gün bakıyorsun çok durgun, hiç konuşmaz. Bir gün de bakıyorsun sabah erkenden kalkmış, kocaman adam evin içinde kovalamaca oynardı. İlginç olduğunu düşündüğüm bir şey daha var. Onu seneler sonra öğrendim. Kırmızı kaplı bir defterin içine benimle ilgili her şeyi saati saatine not etmiş. Özellikle Büyükada’yı çok severdi beni de her pazar oraya götürürdü. Orada benim komşularla olan diyaloglarımı Fransızca, Ermenice ve Türkçe olarak hep o deftere not almış. Bebek günlüğü tutmuş yani. İlk yediğim yemekten tutun; ilk söylediğim kelimeye kadar her şeyi not almış. Aşırı sevgisini göstermeyen bir babam vardı. Hiçbir
zaman beni sarıp sarmalamadı ama gece uyuduktan sonra gelip severmiş, mamam öyle anlatırdı. Bunlar bana çok ilginç gelmişti. Özellikle o defteri ortaya çıkarıp, çevirtmeyi düşünüyorum. İlginç bir nokta da şu: Ben doğduktan sonra yazmayı bırakmış. Bana hep Fransızca öğretmeye çalışırdı ama ben Fransızcaya yatkın değildim. İngilizceyi daha çok severdim.
Melani Gülükoğlu: Sizin dedeniz Zaven Biberyan ile ilgili duygularınızı öğrenebilir miyiz?
Tamar Mangasar: Liseye başlayana kadar bu işin çok bilincinde değildim. Benim en büyük şansım yayamla (anneannemle) aynı evi paylaşmak olmuştur. Bu kadar önemli biri olduğunu yurt dışında İtalya’da Arjantin doğumlu bir adamın benim Zaven Biberyan’ın torunu olduğumu öğrenince neredeyse ağlamaya başlamasıyla anladım. O zaman ilk defa dedemin ününün farklı coğrafyalara kadar yayıldığını anladım ve çok gurur duydum. Ama o zamana kadar hiç Zaven Biberyan’ın torunu olduğumu ön plana çıkarmamıştım. Bu olaydan sonra bu Zaven Biberyan’ın torunu olmanın gururunu daha çok yaşamaya başladım ve bu durumu ön plana çıkarttım. Yaş büyüdükçe özellikle Ermenice öğretmeni olduktan sonra Zaven Biberyan’ın torunu olmanın bana bırakılan çok büyük bir miras olduğunu anladım.
Lusin Hilkat: Son zamanlarda dedenizin kitaplarının çevirilerinin yapılması ve kitaplarının basılmasıyla yeni bir popülarite kazanmasını neye bağlıyorsunuz?
Tamar Mangasar: Aras Yayıncılık’ın dedemin kitaplarını Türkçe’ye çevirmesi ve yayımlaması en büyük etken. Dedemin kitapları sadece Ermenice dilinde kalsaydı bu kadar popülaritesi artmazdı, diye düşünüyorum. İnanılmaz derecede yayıldı ve çok insana ulaştı. Bu yüzden Aras Yayıncılık’a da teşekkürlerimi arz ederim.
Melani Gülükoğlu: Babanız eserlerini yazarken nelerden etkilenirmiş? Onu yazmaya iten sebepler neler sizce?
Tilda Biberyan Mangasar: Çok eskisini bilemiyorum fakat okuduğum kitaplar ve hissettiklerimden, romanlardaki kahramanların kendisi ve kendi çevresindeki insanlardan oluştuğunu tahmin ediyorum. Özellikle yaşadığı toplumun, çevrenin acılarını, kendi yaşanmışlıklarının yalnızlıklarını ve isyanlarını dile getirmiştir. Dışa çıkmamış pek çok duyguyu karakterleri aracılığı ile yansıtmaya çalışmıştır. Özellikle ‘Yeter artık” (‘Al gı pave’ başlıklı meşhur yazısı) yazısından sonra yaşamının bir kısmını hapishanede geçirmesi de onu yazmaya iten nedenlerden olabilir.
Lusin Hilkat: Babanızın özellikle yakındığı bir şey var mıydı?
Tilda Biberyan Mangasar: “Ben Fransızcayı çok iyi biliyorum ama Ermeniceyi çok daha iyi bilmeliyim.” diye hep hayıflanırdı. Ermenicesinin yeteri kadar iyi olmadığını düşünmesi onu çok üzerdi.
Melani Gülükoğlu: Babanız yazmanın dışında hangi işleri yapmıştır?
Tilda Biberyan Mangasar: Babam yazmanın dışında ailenin geçimini de sağlamak zorunda olduğu için, tercümeler yapardı. Fransızca’dan yaptığı tercümelerle uzun süre uğraşmıştı. Yağlı boya tablolar yapardı fakat onları satmazdı. Tablolarında en dikkat çekici yan, yalnızlık teması. Bir ara oyuncak bebekler satan bir dükkan açmıştı. Bir süre de Kapalıçarşı’da yine giyim üzerine dükkan açmış ve kısa süre bu işi yapmıştı. Kısa bir sürede bankada çalıştığını söyleyebilirim.
Lusin Hilkat: Öğrendiğimiz kadarıyla babanız bir süre Beyrut’ta yaşamış. O döneme dair neler söyleyebilirsiniz?
Tilda Biberyan Mangasar: Evlenmeden önce gittiğini biliyorum. Oradan da umduğunu bulamayıp geri dönmüştür. Beyrut’a daha iyi bir hayat kurmak için gitmiş ama maalesef umduğunu bulamamış ve yurda döndükten sonra mamamla evlenmiş. Mamamı çok severdi. Ona büyük bir aşk beslerdi.
Melani Gülükoğlu: Babanızın en sevdiği şeyler nelerdi? Onu en çok ne mutlu ederdi?
Tilda Biberyan Mangasar: En mutlu olduğu şey denize girmek, zamanını Büyükada’da geçirmekti. Büyükada’yı çok severdi, kitaplarında aksettirdiği gibi Büyükada aşığıydı. Orada yürümek, bisiklete binmek ona büyük bir haz veriyordu.
Lusin Hilkat: Babanız, eserlerinde kullanılmış olduğu dil son derece sade ve anlaşılır. Özellikle halka hitap eden bir dil kullanmasının nedeni sizce ne olabilir?
Tilda Biberyan Mangasar: Bu güzel bir soru. Kendini konuştuğu gibi ifade edebilmesi eserlerine de yansımıştır. O doğallığı, içtenliği ve sadeliği seven biriydi. Eserlerinde de halka duygularını dile getirmek istediği için sade ve yalın bir dil kullanmayı tercih etmiştir. Sade bir Ermenice kullanmayı hep ön planda tutmuştur.
Melani Gülükoğlu: Babanızın yazdığı eserlerdeki anlattıklarının günlük yaşamdaki olaylarla bir bağlantısı var mıydı?
Tilda Biberyan Mangasar: Evet vardı. O kendi hayatı ve çevresindekilerin yaşadıklarını hep eserlerinde dile getirmiş, hatta kahramanlarını da kendi yaşamından ve çevresindeki kişilerden seçmiştir. Zaven Biberyan’ın ‘Karıncaların Günbatımı’ kitabındaki karakterlerin birçoğunun kendisi ve aile çevresindeki yakınlarının olduğunu düşünüyorum. Özellikle halası romanlardaki kahramanlardan biridir.
Lusin Hilkat: Romanlarında daha çok hangi kesimi ön plana çıkarmayı severdi?
Tilda Biberyan Mangasar: Daha çok ezilen kesim olmuştur. Daha çok, çile çekmiş, acılarla yoğrulmuş insanları anlatırdı. Mesela Baret karakteriyle özgür olmayı, özgürlükçü bir tipi anlatmayı yeğlemişti. Toplumsal çatışmaları anlatmayı çok severdi. İstediği yerde olamamış bir yetersizlik sendromu olduğunu görüyordum babamın yazdıklarında. Mesela ‘Yalnızlar’ romanı sinema filmi için uyarlanmaya başlandı. Hatta bu romanını sinema filmi senaryosu şeklinde yazmaya çalıştığını da söyleyebilirim.
Melani Gülükoğlu: En sevdiği yer ve yemek neydi?
Tilda Biberyan Mangasar: Kuru fasulyeyi çok severdi; hatta tahta kaşıkla yemeği severdi. Ve elbette Büyükada ve Moda.
Melani Gülükoğlu: Babanızın son yıllarını nasıl geçirdiğini anlatabilir misiniz?
Tilda Biberyan Mangasar: Son yıllarında ben liseyi bitirmiştim. Babam son yıllarında resim yapmaya yönelmişti. Resim yapmayı çok severdi. Büyükada’da akrabaları ile vakit geçirmeyi çok severdi. Akrabalarından bazıları ile arası iyi değildi, ona üzülürdü. En son isteğini eşime söylemişti. ‘Nareg’ ismiyle bilinen dini eserin okunmasını istemiş. Kitaplarında ne kadar belli etmese de çok dindar bir adamdı.
Lusin Hilkat: Babanızın kitaplarındaki vermek istediği mesaj neydi?
Tilda Biberyan Mangasar: Topluma vermek istediği mesaj tüm zorluklara karşı mücadele etmeye çalışma gerekliliğidir. Fikirlerini söylemekten kaçınmayan ve haksızlıklara asla gelemeyen bir insan olduğu için bu mesajları vermeye çalışmıştır.
Melani Gülükoğlu: Babanızın yazdığı romanların ve eserlerin günümüzde hak ettiği değeri gördüğünü düşünüyor musunuz?
Tilda Biberyan Mangasar: Evet düşünüyorum; daha çok değer görmesini temenni ediyorum. Hatta özellikle İngilizceye çevrilip evrenselleşmesi bizi çok mutlu eder. Tüm dillere çevrilmesini istiyoruz. Babam duygu ve düşüncelerinde hep ezilmiş acı çekmiş insanların yaşanmışlıklarını dile getirdiği için, babamın kitaplarının tüm dünyada çok ses getireceğini düşünüyorum.
Melani Gülükoğu-Lusin Hilkat: Bize vakit ayırdığınız için size ve kızınıza çok teşekkür ederiz. Umarız babanızın tüm romanları ve romanlarında dile getirdiği duyguları, arzuları, yaşanmışlıklarından çıkarılan dersler gelecek kuşaklara ve okuyuculara birer ışık olur, ve kitapları tüm dünyada severek okunur. Bizler okulumuzun Zaven Biberyan’ı tanımamıza ve okumamıza vesile olmasıyla sizleri tanımış olduk ve bu güzel sohbet ile okul dergimizde de bunu dile getirmeye çalıştık. Her şey için çok teşekkür ederiz.
Tilda Biberyan Mangasar-Tamar Mangasar: Bizler de okulunuza ve sizlere çok teşekkür ederiz. Umarız Zaven Biberyan’ın kitapları daha çok okunur ve siz gençlere umut ışığı olur, bu yapmış olduğunuz röportaj ile de daha çok kesime onu anlatabilme fırsatını bize verdiğiniz için ayrıca teşekkürlerimizi sunarız. Sevgilerimizle…