Ateş ve Kılıç Arasında Hrant Dink

Ateş ve Kılıç Arasında Hrant Dink
Aras Yayıncılık
19.01.2017

Hrant Dink bundan on yıl önce, devlet kurumlarının ve onların toplumdaki uzantılarının el birliğiyle işlenmiş bir cinayete kurban gitti. Bu kaybın yarattığı boşluğun doldurulması mümkün değildi, ancak ölümünün ardından, onun mücadelesi, fikirleri, idealleri, toplumun geniş bir kesimi tarafından sahiplenildi, böylece Hrant Dink Türkiye tarihine hiç silinmeyecek o insani damgasını vurdu. 26 Ocak 2007’de basılan Agos özel sayısında Aras adına bir veda yazısı yayımlayarak, o günkü duygu ve düşüncelerimizi kâğıda dökmüştük. On yıl sonra, yine aynı yazıyla, aynı zamanda yayınevimizin de kurucularından olan Hrant Dink’i anıyoruz. Sevgi ve özlemle.

Baştan ayağa bir duygu ve tutku insanıydı Hrant Dink. Kaleminden, dudaklarından dökülenler inandıkları, yüreğinde duyduklarıydı, yalansız, dolambaçsız. Bu yönüydü onu önyargılarla, klişelerle, basmakalıp düşüncelerle zırhlanmış diğer fanilerin gözünde tehlikeli biri, bir “khent”, bir deli, sağı solu belli olmaz bir ademoğlu yapan. Samimiyeti, yaşadığımız sahtelikler diyarında yegâne kozuydu; aynı samimiyet, mitoloji kahramanı Aşil’in topuğu misali yegâne zaafıydı da. Gedikpaşa Protestan Yetimhanesi’nde, Surp Haç Tıbrevank Lisesi’nde, Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nda görüp geçirdiği, içine doğduğu, paylaşmaya ve dayanışmaya dönük hayat biçimiydi ruhunu şekillendiren. 1960’lı yılların gençlik hareketleri, daha iyi bir dünya yaratmaya yönelmiş devingen havasıydı ruhunu adı gibi canlı ateşlere salan. Halkının geçmişte yaşadığı acılara ve yaşadığı anın adaletsizliklerine isyanıydı mücadelesinin itici gücü.

 

Hrant Dink’in katli, Türkiye’nin dostlar alışverişte görsün misali gerçekleştirdiği demokratikleşme adımlarının kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Son yıllarda, pozitif milliyetçilik ambalajıyla pazarlanan, komplo teorileriyle, yabancı ve azınlık düşmanlığıyla, ırkçılıkla, linçlerle beslenen ve “vatandaş tepkisi” olarak meşrulaştırılmaya çalışılan milliyetçi-ulusalcı yükselişin yarattığı toplumsal-siyasal atmosferin kurbanıdır o. Bu yönüyle, tetiği çeken her kim olursa olsun, uzun zamandır hazırlıkları, hatta provaları yapılan, son derece organize ve kitlesel bir eylemin, taamüden işlenmiş bir cinayetin hedefi olmuştur. Düşüncenin ifadesini engelleyen yasaların, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin, “Türklüğe hakaret” suçlamasının, azınlık vakıflarıyla ilgili bir türlü çözülmek istenmeyen sorunların ortasında vicdanının sesi doğrultusunda gazetecilik yapmaya, inandıklarını savunmaya çalışan Hrant Dink’in başının üzerinde bir süredir dolaşan Demokles’in kılıcı, onu vuran ateşe zemin hazırlamış, o tetiğe basılmasını kolaylaştırmıştır. Hrant Dink’e son bir yıl içinde ulaşan tehdit mesajlarının dehşet verici sayısı (1600), durumun vahametini ortaya koymaya yeter de artar. Suikastın ardından dahi bazı kesimlerin olayı “provokasyon” ve “milli birliğe saldırı” olarak değerlendirme kolaycılığına meyletmesi, hicap duygusundan nasipsiz bir şekilde olayda yabancı devletlerin, hatta ve hatta Ermeni diasporasının payı olduğunu belirtmeleri ise, sorunun asıl sebebini, yaşamakta olduğumuz toplumsal buhranı örtmeye, dahası delilleri karartmaya yönelik bir suç ortaklığından başka bir şey değildir.

 

Hrant Dink cinayetinin, ait oldukları topraklarda zaten binbir güçlük ve baskı altında yaşamaya çalışan Ermeni toplumu için, hep kanayacak, kapanmaz bir yara olarak kalacağı muhakkaktır. Ancak mevcut boğucu siyasi ortamın değişeceğine, çok-kültürlülüğüyle barışık bir Türkiye toplumunun kurulacağına dair bir ümitle yaşayabilen Ermeni toplumu, bu ümidin en önemli yaratıcısı olan Hrant Dink’in Ermeni kimliğinden ötürü katliyle, korkarız ki büyük bir savrulmayla karşı karşıya kalacaktır. Bugün, Nazi Almanyası’ndan ödünç alınmış “ya sev ya terket” sloganıyla yağdırılan tehditlerin hedeflediği ortam oluşmuş, bir zamanlar milyonu aşan bir nüfusa sahip bir halkın son temsilcileri, sevgi bağıyla oldukları topraklarını bir kez daha terk etme gerçeğiyle karşı karşıya bırakılmıştır.

 

Osmanlı Ermenilerinin 1915’te yaşadığı büyük felaketin kurbanları arasında, mücadelelerini ellerindeki kalem dışında bir şeyle yürütmeyi asla ve kat’a düşünmemiş pek çok gazeteci ve yazar da yer alıyordu. Bugün Hrant Dink’i, o parlak isimlerin, Taniel Varujan’ın, Siamanto’nun, Yerukhan’ın, Rupen Sevag’ın, Melkon Gürciyan’ın, Rupen Zartaryan’ın, Tılgadıntsi’nin, Ardaşes Harutyunyan’ın, Dikran Çögüryan’ın, Sımpad Pürad’ın, Keğam Parseğyan’ın, Sarkis Minasyan’ın, Garabed Paşayan’ın, Levon Larents’in, Hampartzum Hampartzumyan’ın, Jak Sayabalyan’ın, Krikor Torosyan’ın, Diran Kelekyan’ın, Krikor Zohrab’ın ve diğerlerinin yanına gönderiyoruz. Onların bir mezar taşı dahi olmamıştı. Bundan böyle, Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda, hepsi adına dökeceğimiz gözyaşlarımızla Hrant Dink’in mezarını ıslatacağız.

 

Aras Yayıncılık

 

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.