Baba ve Oğul Adına

Baba ve Oğul Adına
Agos Gazetesi
Oşin Çilingir
25.05.2008
Göçmenlik, Ermeni edebiyatının ana temalarından biri olduğu kadar bu edebiyatın bir türüdür de. ‘Baba ve Oğul Adına’, içeriği ve özgün formu bakımından, bu türün başarılı örneklerinden biridir.

Berberian, roman kahramanı Hrayr’ın ağzından diasporanın, özellikle de Ermeni entelektüellerinin içinde bulundukları ‘akıntıya karşı kürek çekme’ ruh halini betimlerken gerçekçidir.

 

Vahe Berberian’ın ‘Baba ve Oğul Adına’ adlı eserini bir solukta okudum. Hemen altını çizmeliyim ki okuduğum, bir romandan çok, uzun bir öykü. Diğer yandan, Berberian’ın aynı zamanda bir oyuncu ve yönetmen oluşu dikkate alındığında, bu özelliğinin ‘Baba ve Oğul Adına’ya yansıdığı, eserin bir tiyatro oyunu, bir piyes karakteri taşıdığı da söylenebilir. Özellikle konunun, olay örgüsünün ve mekânın, ağırlıkla kahramanımız Hrayr, Baron Harutyun (Hrayr’ın babası) ve eve sığınan fahişe kız üçlüsü üzerinden kurgulanmış olması bu yargımızı destekliyor. Bu romanın, kişi ve olayların simgelediği gerçeklikler bakımından etkili bir sahne oyununa dönüşebileceği kanısındayım.

 

‘Baba ve Oğul Adına’, anayurtlarından savrulmuş on binlerce Ermeni ailesinden birinin göç öyküsünü dile getiriyor 1915 trajedisinin yol açtığı travmanın ve bu travmanın doğal sonucu olan göçmenliğin aile bireylerini etkileyişini ailenin önce Beyrut ardından da Amerikan yaşam tarzına olan uyumsuzluğunu ve asimilasyona direnişini anlatıyor.

 

Berberian, simgesel olduğunu sandığım bir karakteri, ‘saf ‘ Amerikalı bir fahişeyi Ermeni ailesine, baba ve oğlun dünyasına katarak iki kültürün çatışmasına ayna tutuyor. Bunu yaparak, aynı zamanda Turgenyev’in Babalar ve Oğullar adlı ünlü romanında olduğu gibi kuşak çatışmasını işliyor, baba ve oğlun Amerikan yaşam tarzına ve moral değerlerine olan farklı tepkilerini irdeliyor.

 

Berberian, bir anlamda Saroyan’ ın başlattığı geleneği sürdürerek her biri göç ustası olan Ermeni göçmenlerin ruh haline, özellikle 1915′ ten çocuk yaşta kurtulan kuşağın dramına tanıklık ediyor. Yazar, kahramanı Hrayr’ın bakış açısından -ki romanın geniş ölçüde otobiyografık özellikler taşıdığı kanısındayım- göçmenliğin asıl zorluğunun sadece anayurttan uzakta yaşamak durumunda bırakılmaktan kaynaklanmadığını belirtmektedir.

Ustası Saroyan’dan ‘el alan’ Berberian da göçmenliğin zorluğu konusunda benzer düşünceleri paylaşır. Günümüz dünyasındaki bir göçmen için anayurt pek de uzakta değildir. Artık bir köye dönüşmüşçesine küçülmüş olan bu dünyada, günlük yaşamdaki pek çok şey -tıpkı kırlangıcın yeni yuvasını örerken önceki yuvasını anımsaması gibi- size vatanınızı hatırlatır. Anayurdunuz, sanki hemen önünüzde yükselen tepenin doruğudur. Son bir hamleyle doruğa çıkmak mümkünmüş gibi görünür. Ama bu adım atılamaz, bu son hamle bir türlü yapılamaz. Tıpkı mitolojik kahraman Sisyphos’un kaderi gibi, tepe bir türlü zapt edilemez göçmenlik ruh hali kimliklerin asal bileşeni olarak süreklilik kazanır. Bu yüzden de göçmen, ne yeni ortamıyla tamamen birleşebilir, ne de eskisinden, yani anayurdundan kopabilir. Ne bağlanmışlığı tamdır, ne de kopmuşluğu.

 

Roman kahramanı Hrayr, bu göçmenlik ruh halini babasının özelinde içli bir dille bakın nasıl dile getiriyor: “Tomarza ‘dan Los Angeles’a yetmiş iki sene. ‘Kırlangıç yuva yapar, yuva yapar ve şarkı söyler / Yapıştırdığı her bir dalda önceki yuvasını hatırlar’* Tomarza ‘daki yuvalarını kaybettikten sonra Halep ‘te, daha sonra Beyrut’ta bir yuva yapmıştı ve her bir yuvayı yaparken eskisini anımsayarak Hollywood’a kadar gelmişti.”

 

Göçmenlik, Ermeni edebiyatının ana temalarından biri olduğu kadar bu edebiyatın bir türüdür de. Baba ve Oğul Adına, içeriği ve özgün formu bakımından, bu türün başarılı örneklerinden biridir. Türün ustası Saroyan, kalfası ise Berberian’dır.

***

Her kırım, her ölüm, salt insanın insanla yüzleşmesine neden olmaz, aynı zamanda insanın tanrıyla hesaplaşmasını da gündeme taşır. Kime ait olduğunu hatırlamıyorum, II. Dünya Savaşı’nda Auschwitz’te kalmış bir entelektüel, bu toplama kampı için “Auschwitz varsa tanrı yoktur’ demiş. Dostoyevski, bu yargının kaynağına bakın nasıl yaklaşıyor: “İnsan ruhu, şeytanın tanrıyla savaştığı bir savaş alanıdır.” Evet, bütün kırımlar, bütün cinayetler tanrının şeytana yenik düştüğü ruh hallerinde gerçekleşir.

Berberian, 1915 trajedisinin neden olduğu kitlesel travmayı kahramanımız Hrayr’ın babası Baron Harutyun’un yaşam gerçeğinde ele alır. Baba, 1915’te yetim kalır. Onun, tanrıya yaşamı boyunca sürdürdüğü sitemi bu nedenledir. Babanın tanrıyla ipi koparması ise asıl olarak büyük oğlu Hrant’ın Lübnan iç savaşında, Beyrut’ ta bir bombalama sırasında sokakta öldürülmesinden sonradır. Hrayr, babasının tanrıyla didişmesini şöyle anlatır. “Hrant’ın ölümünden sonra her sabah, istisnasız, yataktan kalkarken mutlaka tanrıya küfrederdi. . İlk birkaç yılda kalbinin derinliklerindeki zehri akıtma hırsıyla ağzından çıkan bu küfür yıllar geçtikçe alışkanlıklarından biri haline gelmiş, etkisini kaybetmiş, en sonunda da dua gibi bir şeye dönüşmüştü. Varlığından asla şüphe duymadığı Yaradan’ı bir tür kabulleniş…”

***

Romanın kahramanı Hrayr, mensubu bulunduğu Ermeni çevresinde hem öğretmenlik yapmakta, hem de kültürel etkinliklere katılmaktadır. Los Angeles’teki Ermeni okulunda Ermeni edebiyatı dersine girmekte, diğer yandan da bir grup arkadaşıyla tiyatro yapmaktadır. Berberian, Hrayr’ın içinde yer aldığı tiyatro çevresine simgesel bir anlam yükler. Seçilen ‘Geri Dönüş’ adlı oyun, Ermeni tarihinin önemli bir dönemecini, Büyük Dikran’ın oğlu, Ermenilerin şair kralı Ardavatz’ın hükümranlık dönemini konu almaktadır. Ardavatz, Romalılar ve Partlar arasında süre giden ciddi anlaşmazlıklar karşısında tarafsız kalmaya çalışır, ama koşullar onu Romalılara karşı Partların yanında yer almak zorunda bırakır. Sonunda Roma, Ardavazt’ın başını uçurur. Kralın kesilmiş ama canlı başı Roma’ya götürülür, başsız ama canlı bedeni ise Ermenistan’ da kalır.

Berberian, böylece bir yandan tarih, kültür ve dili, Ermeni kimliğinin üç temel öğesi olarak öne çıkarır, diğer yandan da tarihten günümüze bir göndermede bulunur. Ermeni dünyasının 20.yy’daki genel görünümü, 1700 yıl önceki görünümünden pek de farklı değil: Beden ile baş farklı coğrafyalarda!.. Durum, tarihsel olduğu kadar aktüeldir de. Antik Yunan trajedilerinden birini 1700 yıl sonra yeniden izler gibiyiz.

***

Berberian, roman kahramanı Hrayr’ın ağzından diasporanın, özellikle de Ermeni entelektüellerinin içinde bulunduğu ‘akıntıya karşı kürek çekme’ ruh halini betimlerken gerçekçidir. Hrayr, asimilasyonun kuşaktan kuşağa derinleştiğini, Amerikan yaşam tarzının ve değer yargılarının egemen hale geldiğini, Ermeni kültürünün ve dilinin bundan etkilenerek gerçek koordinatlarından uzaklaştığını, hızla değişip dönüştüğünü gözlemlemektedir. Kahramanımız, bu gözlemini tiyatro çevresi özelinde dramatik bir ifadeyle şöyle sergiler: “Bizse, ben, Silva, Levon ve tiyatrodaki diğer arkadaşlar, değişen zamanın sınırları arasında kaybolmuş, büyük bir gettonun içinde, kişisel, küçük, şizofrenik bir alt getto oluşturmuş, Ermenice gazete okumaya çalışıp, Ermenice oyunlar sahneleyerek, hala Jethro Tull’ımızı ve Pink Floyd’umuzu dinleyerek, haftada birkaç joint çekerek, saçlarımızı uzatıp Nikaragua’daki ya da El Salvador’daki devrimcilere umut bağlayarak daralan sınırlara karşı mücadele veriyorduk.”

 

Hrayr, eve sığınan fahişe kızla ilişkisini tahlil ettiği satırlarda ise ‘orospu’ sözcüğüne yeni bir anlam yükleyerek çağımız insanının evrensel biçareliğini vurgular: “Orospu mu? Kim orospu değil ki? Sabah akşam bizim yaptığımız orospuluk değil de ne sanki? Hiç olmazsa kız bedenini satılığa çıkarmış, biz her gün beynimizi, ruhumuzu satıyoruz (…) Ermeni değil mi? Kime ne? Yabancı olsun! Önemli olan aşk. Gerçekten birbirimizi seviyorsak, Ermeni olmanın ne önemi var!’ Roman, Hrayr’ın babasını tahlil ettiği satırlarda derinleşmekte, geriye dönülerek anlatılan bölümlerde ise nostaljik bir karaktere bürünmektedir.

 

Nemli, yapışkan bir ağustos sıcağında Hrayr’ın -bir 1915 yetimi olan- babası Harutyun’ a kız istemek için yola koyulan grubun Beyrut sokaklarındaki ilerleyişinde hüznün mutlulukla sarmalandığı Ermenilere özgü o havayı soluruz. Aynı havayı, bütün yaşam öyküsü ‘Arapkir, Halep, yetimhane, Lübnan, terzilik, evlilik, savaş ve Los Angeles’ gibi sekiz sözcükle özetlenebilen Baron Vartkes’in ‘yirmi kişinin bile katılmadığı’ cenaze töreninin betimlendiği sayfalarda da soluruz.

Roman şaşırtıcı bir gelişmeyle sonlanır.

Fahişe kız, sessizce girdiği baba ile oğlun hayatından aniden çekilivermiş, ama bu arada çok şeyi değiştirmiştir. Artık ne Hrayr eski Hrayr’dır, ne de baba eski baba.

Hrayr, kendi gerçekliğinin tiyatroda canlandırdığı Ardavazt’ın gerçekliğiyle örtüştüğünün farkına varır. “Şimdi yatağında yatan babamı, başsız kalmış Ardavaz’ı kurtarmanın tek yolu vardı, başıyla bedenini birleştirmek. Yeniden canlanması için değil ama ölümünü kolaylaştırmak, daha fazla işkence çekmemesini sağlamak için. Babamı kitaplarının dünyasından çekip çıkaran kız, bedenini canlandırıp gençleştirdikten sonra beraberinde götürmüştü ve onu babama sadece kız geri verirdi.”

***

Berberian’ın bu eseri bize Ermeniler kadar Türklerin de, 1915 trajedisinin neden olduğu ruhsal travmadan, ancak kendi Dostoyevskilerine sahip olduklarında kurtulabileceğini gösteriyor. Bilinçaltında tortullaşarak taşlaşan ulusal ve etnik benliklerin neden olduğu ‘ötekilik’ kâbusu, ancak bir yolla, ruhların derinliklerine inerek, burada yapılacak sondajlarla delinebilir, parçalanabilir. Ruhların arınmasının tek çaresi budur. Bunun için de eserlerini vicdanının diliyle yazan, burgusuyla insan ruhunun derinliklerinde gezinerek bize kendi ruhumuzla hesaplaşmamızın gizini gösteren çağdaş bir Dostoyevski gerekli! Vahe Berberian, haç çıkarıp duasını mırıldanarak bu yolda mütevazı bir adım atmış: “Hanun Hor yev Vortvo …”**

 

* Ğazaros Ağayan’ın (1840–1911) şiirinden bestelenen bir şarkı.

** Baba ve Oğul Adına…

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.