“Biz değil mi ki ahbabıyız birbirimizin: Zahrad’ın Kediler’i”

“Biz değil mi ki ahbabıyız birbirimizin: Zahrad’ın Kediler’i”
Çocuk Yazını
Selver Sezen Kutup
25.03.2019

“[Hayvanlık sorusu] bütün büyük soruların üzerinde biçimlendiği ve belirlendiği sınırı temsil eder, tıpkı insana özgü olanın sınırlarını belirlemeye çalışan kavramlar gibi: ‘İnsanlığın özü ve geleceği’, etik, politika, hukuk, ‘insan hakları’, ‘insanlığa karşı suçlar’, ‘soykırım’vb.”

(Derrida)

1
Avcı dediğin böyle olmalı
Yanında yürüyen bir köpek
Omzunda tüfek olmalı
Nişan almamalı
Basmamalı tetiğe
Avcı dediğin böyle olmalı
2
Siz avcı- ben av köpeği
Siz avlarsınız-ben toplarım
Sizden gizli
Hayata döndürürüm avları –
Kuşsa salarım göğe
Tavşansa doğru çayıra
Sonra gelir
–  Sahip – derim
Iskalamışsınız yine
(Ferah Tut Yüreğini 85, “Avcı Hikâyesi”)

 

Tetiğe basmayan bir avcının ruhundan, avlananları hayata döndüren bir “av köpeği”nin gözünden seslenmektedir Zahrad[1] şiirleri. Yaratıcı zekâ ile iç içe geçmiş mizah anlayışında canlılık, yaşamın canlılığı, yaşamdan yanalık büyük yer tutar. “Avcı Hikâyesi”nin avcısı ile av köpeği, bu şiirlerin yaşamla kurduğu ilişkinin cisimleştiği en güzel örneklerdendir: Bu şiirlerde “hayatî ve insanî olan” kadar insan dışı hayvanlar, insan olmayan canlılar, varlıklar mesele edilir. Zahrad şiirlerinde insan dışı canlılara, özellikle kedilere sıkça rastlarız. Bu yazıda göğsünde tuttuğu yegâne bayrağı şiir olan Zahrad’ın Kediler/Gaduner isimli Türkçe-Ermenice çift dilli seçkisindeki şiirlerine, böylece Zahrad’ın Kediler’ine daha yakından bakacağız. Şunu baştan belirtmekte fayda var. Bu şiirler Zahrad tarafından doğrudan çocuklar düşünülerek, çocuk okurlar hedeflenerek yazılmış değildir muhtemelen. Dolayısıyla Zahrad’ın Kediler’ini “çocuk yazını” içerisinde şerh düşmeden konumlandırmak yerine, diyebiliriz ki, bu şiirler 0-16 yaş grubuna/grubu tarafından okunabilir. Böylece çocuk yazını kategorisi çocuklar gözetilerek yazılmış metinlerin ötesine taşınarak çocukların kolaylıkla bağ kurabileceği, okurken deneyim bakımından zenginleştiği yazınsal türleri, metinleri de içerebilir. Esasında bu şiirlerin birinde, fabl türünde kabul edilebilecek “Kedi ve Köpek” şiirinin son dizelerinde çocuk okurlarına seslenir şiir öznesi:

 

Minik okuyucu, hiç aklından çıkarma:

Karşılıklı fedakârlıktır sadece uyuşmanın hüneri!

(Kediler 72)

 

Sanki, anlattığı başka türlü bir kedi-köpek hikâyesiyle minik okurlarına göz kırpar şair; “asırlık düşmanlıklarına” son vermek isteyen o kedi ile köpek vesilesiyle çocuklara bir arada yaşamanın, mutabakatın koşulu olarak karşılıklı fedakârlığı öğütler. Diğer şiirlerde çocuklara doğrudan bir hitap yoksa da, bu, şiirlerin çocuk yazını içerisinde ele alınamayacağı anlamı taşımaz.

 

Kediler derlemesinde Zahrad’ın çizer yanıyla da karşılaşırız; farklı renklerde, tonlarda, duygularda, karakterlerde Zahrad çizimi kedi desenleriyle. Bunlar kâğıtlara ya da bez parçalarının üstüne çizilmiş kedi portreleri. Portrelerle buluşan şiirler başka türlü renkler, varlıklar, mânâlar kazanır. Ohannes Şaşkal’ın önsözde belirttiği üzere Zahrad’daki kedi sevgisi sonradan gelişmiş, sıradan bir sevgi olmanın ötesinde “kendi doğal seyri içinde olgunlaşıp olağanlaşmış, marazi olmayan derin bir gönülden bağlılıkta anlatımını bulur.” (Şaşkal, Şiirsel… 15). Çocuk yaştan itibaren kedilerle iç içe büyüyen, onlarla kurduğu bağ çocukluğuna dayanan şair, yaşamdan aldığı ilhamı şiirlerinde görünür kılarken yaşamı insanlardan ibaret, insana ait ve insanla sınırlı tutmamıştır. Şiirlerinde insan olmayanlara açtığı yeri görmek bakımından Kediler seçkisi önemli bir girişimdir. İnsanca olanı, insana özgü olanı, nihayetinde insan olanı belirleyen ve şekillendiren bir soru olarak hayvan sorusunu araştırırken; insanın dilinin, edebi üretimin neresinde durur hayvan? Kurmaca üretimlerde, edebiyatta nasıl dillenir, dile gelir, dile getirilir? Hayvan sorusu bir bakıma hayvanların çokluğunu, çoğulluğunu, heterojenliği, çeşitliliğini onlara (geri) teslim etme sorusudur, sınavıdır. İşte Zahrad şiirleri bu sorular eşliğinde, sınavı geçmeye aday şiirler olarak “yoldaş hayvanları” ile karşımızdadır:

 

Arayan bir hayvandır insan

Arayan – bulan – yeniden arayan

Hayat tükenir – arayış asla

Bulmayan bir hayvandır insan

 (Ferah Tut Yüreğini 73, “Arayış”)

 

“Kediler”in dili, dile gelen kediler

 

Kediler’deki neredeyse tüm şiirler gündelik dilin içinden geçerek okurla buluşur. Dizelerin bizatihi kendisinden ziyade bütünsel yapıda anlamını kuran şair; imgeli bir anlatıma başvurmaz. Oldukça yalın, anlaşılır ve bir o kadar gösterişten uzak bu anlatımda derinleşmek, şairin bilgeliğine tanıklık etmek mümkün. Demir Özlü’ye göre şiirlerindeki bu sadelikte, derinlikte Zahrad’ın anadili, yaratımının dili Ermenice’nin zenginliğinin payı büyük:

 

Ermeni şairi Zahrad olgunluk çağında büyük bir şair, büyük bir usta. Şiirlerinin metafizik boyutu da hemen göze çarpıyor. Sözcük ekonomisi var bu şiirlerde. Derin, duyarlı. Duyarlılık batıcı değil. Bu çevirilerden de Ermeni dilinin şiir dili olarak çok zengin olduğu anlaşılıyor. Bu dile ve kültüre kendimizi kapatmanın ne büyük zenginlikleri elimizden aldığı kolayca anlaşılıyor. (s.y.)

 

Ermeni dilindeki zenginliği görünür kılan çevirileri vasıtasıyla şiirlerin, kedilerin dünyasına girerken düşünüyoruz; Zahrad şiiri, belki de “Şairlik Dediğin” şiirinde ifadesini bulduğu minval üzeredir: “Işık” sözcüğüyle başlar şiir, şairin aklına düşen “kedi” ile devam eder ve “ışık ile kedi” arasındaki bitmek bilmez ilişkiden türer:

 

Yazmaya koyulduğumda

Önce ‘ışık’ sözcüğü düşer aklıma

sonra ‘kedi’ –

düşünürüm

– nasıl bir ilişki var ikisi arasında?-

– kedi ışığı yedi

– oda kaldı karanlıkta” –

(Kediler 53, “Şairlik Dediğin I”)

 

Kedi oluşun marifetlerinden biri karanlıkta görebilmekse, insan olmanın yaralarından biri karanlıktan korkmaktır. “Sahip”lerin keyfi kaçar karanlığı umursamayan kedilerin karşısında, illa ışık:

 

Umuru değil kedinin

o görebilir karanlıkta

Fakat keyfi kaçmıştır sahibinin

Gider

bulur ekmek bıçağını

el yordamıyla

deşer karnını kedinin

ve aydınlanır oda (a.y.)

İnsanın acizliğinin tecessümü bir cinayet daha. Şairinin -belki de yalnızca- kafiyeyi tutturmak üzere yazdığı dize (“kedi ışığı yedi”) bir ölüm sahnesine kapı aralamıştır çünkü sahip olan hükmeder, kontrol altına alır, kaçan keyfinin hıncını kedinin canından, kendinden olmayanın varlığına son vermekten alır:

Ant içer kedi

ışık yememeye bir daha

İş işten geçmiştir ama – (a.y.)

Kediler belki bir daha ışıkları yemez olur, şairler bir daha kedi ile ışığı bu türden bir ilişkide kurmaz olur:

İşte böyle yazarım

Okurum son bir kez daha

ve çöp kutusuna atarım (a.y.)

 

Çünkü hiçbir şiir bir kedinin canından kıymetli değildir şairine göre ve hiçbir kedi bir şiirde bir daha ölmesin diye, çöp kutusunu boylar şiir.

Zahrad şiiri belki de, “Şairlik Dediğin” şiirinin ikinci bölümünde ifadesini bulduğu minval üzeredir:

Şöyle yazarım ya da

– kediyi yedi ışık –

– kalmadı odanın içinde kedi –

ve kederlere boğulur kedinin sahibi

yolar saçını başını

öfkesi burnunda

Gider bütün lambaları söndürür

ve koyu karanlığın içinde

bir ses çalınır kulağına

– mırnav- ben buradayım (54)

Bu kez zalim bir “sahip” değildir şiire özne; kedisiyle karanlıkta kalmaya razı gelen bir insanın var olma ihtimali:

Kedinin yanına koşar adam

onu okşar – okşar – bağrına basar –

Düşünür ki kedi

ne kadar mutlular

sahibi ve kendisi

ve hem güvencede geleceği

hem artık

rahatça kuyruğunu dikebilir – (54)

Kırılgan bir güvencede, geleceği belirsizse de şimdinin mutlu birliğinde, kedi ile adam, ışıksızlığa rağmen birbirlerinde ısrar etmiştir:

 

– İşte böyle de yazarım

ve çöp kutusuna atarım (54)

Zahrad şiiri belki de çöp kutularının kenarlarında, düşüncenin kıyılarında birikendir. Işık ile kedi, sonsuz potansiyelleriyle ilişkilenirken, şair; hayatlarımızdaki zalimleri ve mazlumları şiirde de var etmenin imkânlarını türetmektedir.

 

Bu şiirler “filizden öte filizin çizdiği uzama doğru” mütemadiyen genişlemektedir:

 

Hayat dolu

Yeşil bir filiz sürer

Güneşe doğru – ışığa doğru

Filizden öte

Filizin çizdiği uzama doğru

Bir uzay ki uzanır gider (29, “Esneme”)

 

Söylenmiş ve -henüz- söylen(e)memişlerin yer aldığı bir uzamdır bahse konu olan; (her/hangi) “biri dobre utra[2] der”, “öteki gud ivning[3]”. Farkın, farklılaşmanın olumlandığı, dillerin farkının ilişkiyi kesintiye uğratmaksızın karşılaşmaya açtığı bu uzamda filizlerden, nesnelerden, varlıklardan ziyade tüm bunların ihtimalleri, potansiyelleri “boşlukta kenetlenirler”:

 

Karnı tok

Bir kedi esner

Güneşe doğru – ışığa doğru (29)

 

dizeleriyle sonlanırken “Esneme”; hayat dolu o yeşil filiz ile açlıkla boğuşmayan karnı tok kedi birbirinin yerine geçer, birbirine karışır, biri biriyle “kenetlenirler”.

 

Metafor, alegori, benzetme ya da sadece kedidir kediler

 

“Zahrad da kedileri dert edinmiş bir şair olarak, can dostu ev ve sokak kedilerini taşımıştır şiire, kimi zaman kedi metaforu ile insan dostlarını da…” (Şaşkal, Şiirsel… 15-16). Bu noktada hayvanların edebiyatta, sinemada, kurmaca düzlemlerdeki temsili ve bu temsilin sorunsallaştırılmasının Zahrad şiirinde denk düştüğü noktayı yakından görme, anlamlandırma, alımla imkânıyla karşı karşıyayız. Şaşkal’a göre “Elinizde tuttuğunuz kitapta, türlü hâlleriyle ‘kedi’nin bizzat özne alındığı ya da rol oynadığı, rol biçildiği şiirleri bulacaksınız.” (16). Edebî metinlerde hayvanların temsili, alegorik anlatılarda yer bulmaları, kişileştirilmeleri, insan(sı)laştırılmaları ile, buna karşılık hayvanların bizatihi failliklerinin, özneliklerinin ele alınması, sorunsallaştırılması farklı anlayışların sonucudur. Bu yazıda eleştirel hayvan çalışmalarının, posthümanizm kuramlarının, insanmerkezciliğin ya da insanbiçimciliğin kısa ve sarih bir özetini yapmak mümkün olmadığından, şunu ifade etmekle yetinelim: Zahrad’ın kedileri bazen metafor, bazen alegori, bazense temsil olarak okunabilecek kadar insan(i) olanı anlatır, anlamlandırır görünse de doğrudan ve hakikatte kedileri sorar, arar, anlatır, var kılar. Evcilleşmiş türlerden biri olan kedileri şiire taşımak, şiirselleştirmek insan-hayvan ilişkilerinden bir çeşidi örnekler. Eve, kente, genelde “kültür”e ait kılınanı görünürleştirir. “Kedi” kategorisini “hayvan” kategorisi içinde homojen bir anlatımla sunmak yerine, kedilere dair genellemeler yapıp “kedi”yi tektipleştirmek yerine heterojenleştiren, kedilerin fark(lılık)larını işaret eden, kendi içinde kedi’yi “kediler” yapan şiirlerdir bunlar. Derrida’nın banyoda kedi(si) ile karşılaşma anını hatırlayalım:

 

Beni çıplakken görenin “gerçek bir kedi” olduğunu söylememin sebebi, onun yeri doldurulamaz biricikliğine işaret etmek istemem. Adı söylendiğinde karşılık verdiği zaman (karşılık vermek ne demekse), bunu kedi denilen bir türün numunesi olarak yapmıyor, hele bir hayvan cinsinin ya da âleminin örneği olarak hiç yapmıyor. Onu erkek veya dişi bir kedi olarak tanımladığım doğru. Ama bu tanımlamadan bile önce, bir gün benim alanıma giren, benimle karşılaşabileceği, beni görebileceği, hatta beni çıplak görebileceği bu yere giren şu eşsiz canlı olarak görüyorum onu. Hiçbir şey beni, burada gördüğümüzün, kavramlaştırmaya gelmeyen bir varlık olduğundan kuşku duymaya sevk edemez. Ölümlü bir varlık ayrıca, çünkü bir isme sahip olduğu andan itibaren, ismi ondan uzun yaşayacak (“Hayvanlara Karşı Suç”, s.y.)

 

Tıpkı Derrida’nın “yeri doldurulamaz biricikliğini” teslim ettiği o kedi -ve tabii tüm hayvanlara iade ettiği “animot” kavramı gibi Zahrad’ın kedileri de kendi biriciklikleri içinde vardır; her birinin adları, karakteristik özellikleri, çeşitli huyları, mizaçları vardır, görmesini bilen için:

 

Mesele, heterojen yapılardan ve sınırlardan oluşan bir çoğulluğu dikkate almakta. İnsandışı hayvanların kendi aralarında ve insanlar ile insandışı hayvanlar arasında, şiddet uygulamaya ve kasıtlı bir cehaleti benimsemeye yanaşmadıkça hayvan veya hayvanlık denen genel kategori altında homojenleştirilmesi mümkün olmayan, muazzam bir canlılar çoğulluğu vardır. Daha en baştan, hayvanlar vardır, l’animot diyelim. (Derrida, a.y.)

 

İnsan dışı hayvanların çeşitlilikleri göz önünde tutulmaksızın bir kategoriye hapsedilmesi günahına girmez, bu suçu işlemez Zahrad’ın şiirleri. Pek çok şiirinde eşekler, serçeler, balıklar, kargalar, güvercinler hatta sinekler geçer; hayvanlar “kendi” hikâyelerini söylerler, mümkün olduğunca kendi dillerinden.

 

“Hırsız Kedi” şiirinde iki şiir sesini birden duyarız; biri kediyi anlatan çocuk, öteki doğrudan kedinin kendisidir:

 

Evin hanımı tencereyi ocaktan alır –

Minik kedi

Uykuda güya

Gizli gizli yalanır –

Evin hanımı tencereyi ocaktan alır

Evin hanımı mutfaktan çıkar –

İyi kalpli hanımım

Nereye böyle?

Şu pisiğe – bir lokma

Tavuk ver – ne var!

Evin hanımı mutfaktan çıkar

(Kediler 87, “Hırsız Kedi”)

 

“Maymun” şiirinde şiir sesi kedisine seslendiği, onu tanımladığı hâllerin bir çoğunun o kediyi tanımlamak için yeterli olmadığını, kedinin söylenenleri/kendisine atfedilenleri aşan özellikleri bulunduğunu işaret etmektedir, tıpkı “hayvan” kategorisini aşan hayvanların mevcudiyeti gibi. Bunu yaparken de kedi için güzellemeler yapmak, “o kedi”yi diğerlerinden ayıran unsurları sıralamak yerine kediye atfedilenlerin hiç de öyle “gerçekleri” yansıtmadığını, her bir işaret etmenin, imlemenin ötesinde, onlardan başka özellikleri, bahsi geçen o “biricik” kedinin taşıdığını gösterir şiir sesi:

 

Maymun diyorsam maymun sanmayın

Kara pisiğimin adı bu benim

Pisik diyorsam güzel sanmayın

Dünyanın en çirkin kedisi bence

Kara diyorsam zifir sanmayın

Karalık içinde gözleri sarı

Sarı diyorsam güneş sanmayın

Güneş birdir hep-gözlerse iki

İki diyorsam ayrı sanmayın

Aynı rüya ikisinin de derinlerinde

Rüya diyorsam çok şey sanmayın

Bir insan onu sevsin sadece

(23, “Maymun”)

 

Herhangi bir “adlandırmanın” adın işaret ettiği varlığı eksiksiz ifade edemediğini, ifade edilen ile ifadenin öznesinin arasında aşılmaz farklar bulunduğunu gösteren şiirlerden bir diğeridir “Maymun”.

 

Zahrad’ın kedileri bir taşla iki kuş vurmaz, iki baharı çağırır çoğunlukla, en az iki bahar:

 

Sarı kedi

bir taş attı

ağaca

İki bahar düştü ağaçtan

Biri sana -biri bana

(32, “Bir Taşla İki Bahar”)

 

Kedi olan paylaşımcıdır paylaşımcı olmasına da, kendisi alamaz payını bahardan, “avcunu yalar.”. Bu şiirlerde yaşam olanca canlılığı içinde, insanları ve insan olmayanları kapsayarak süregelmektedir. Yaşamanın şevki, hayatı sevmenin sevinci, ışığa bakmanın inancı hep, toprağın üstündekilere hastır:

 

Benim gibi meraklı

Bir kara kedi de

– gözlerini kocaman açmış –

taze toprağı kokluyordu

anlamak için

nelerin değiştiğini

hayattan ölüme doğru

(35, “Siva’nın Ölümü”)

 

Zahrad’ın kedili şiirlerinin mahallelerinde meyve vermeyen ağacı taşlamazlar. “Mahallenin meyva hırsızı veletleri, beyleri, hanımları” baharda meyvesi olmayan bir erik ağacını yok sayar, görmezden gelirler:

Baharda meyve vermedi erik ağacı

Utandı –

Buruk baktı yapraklarına

Çıplak dallarına

Ve ağladı

(26, “Meyvasız Erik Ağacı”)

 

“Güneş gibi sarı” gözlü bir kara kedi hariç. Meyve vermeyen, “öylesine yüzüstü ve öylesine yapayalnız erik ağacı”nın tek dostu, “yalnız kara bir kedi – gölge dostu” olmuştur. (Kediler 26, “Meyvasız Erik Ağacı”). “Yer yurt” edindiği o erik ağacına dört enik getirmiştir kara kedi ve artık erik ağacıyla gözlerden uzak bir dayanışmaya girmişlerdir. Yavruları yaz güneşinden koruyan “şemsiyesini hazla uzatan” o dost erik ağacıdır. Bazen de yalnız kalan, görmezden gelinen çocuklar vardır bu mahallelerde. O zaman da Tovmas gibileri kedi olmayı değilse de kuyruklu yaratılmayı diler Tanrısından:

 

Canı sıkılıyordu Tovmas’ın

Gördü ki kuyruğuyla oynuyor kedi

Yukarıya baktı – Tanrım dedi

Ne olurdu beni de kuyruklu yaratsaydın

(29, “Kuyruk”)

 

Kediler bu şiirlerde insanlara bazen suç ortağı olur, balık avlamaya kalkışırlar insanla kedi beraber (41, “Kırmızı Balık”); bazen şair, ahbaplık ettiği kedinin pençesinden serçeleri kurtarır, “göğe – doğruca kendi mavi özgürlüklerine” salar onları (68, “Eller II”); bazen de kedi kurtarıcıdır; insanların, yarasaların korktuğundan kedi korkmaz da mahallesini de dünyayı da yıldızların yeryüzüne düşüşünden kurtarır:

 

Yıldızların düşüşünü gördüğü gibi

Palas pandıras – topuklar papaz

Lakin mahallenin hakikatli kedisi var

Gözünü budaktan sakınmaz

(64, “Yıldızların Altında”)

 

“Metafor içermiyorsa eğer”, şiiri ilaç sanan kediler

 

Nihayetinde Zahrad şiirinde kediler, Ohannes Şaşkal’ın “Bir Kedinin Hatıra Defteri” için sorduğu soruyu diğer şiirleri için de hevesle düşündürmektedir: “Kim bilir hangi şiirde, onların hangisinden söz edilmekte?” “Metafor içermiyorsa eğer”, hangi kedilere yazılmıştır bunca şiir? (Şaşkal, Kediler içinde 16).

 

Mahallede on kedi varsa

Biri sensin

Yüz kedi varsa

Biri yine sen

Ama bu kez yüzde birsin

Oysa okşadığım – tek bir kedi –

O kedi

Yüzde yüz sensin

 (Kediler 44, “Bir Kedinin Hatıra Defterine”)

 

“Samatya İstasyonu” şiirinde ailenin insanlarıyla adı anılan, aileden sayılan “evin sarı kedisi Jondor” da vardır. “Ailenin o derece doğal bir üyesidir ki ‘kedi’, Zahrad, şiirinde, henüz dünyada olmadığı bir geçmiş zaman kipinde, anne tarafından aile efradını bir arada betimlerken, evin ünlü kedisi Jondor’u da dahil eder tabloya”. (Şaşkal, Kediler içinde 15) Karşılaşmanın, kavuşmanın, ayrılmanın ve uzaklaşmanın şiiri, sıla ile gurbetin kesiştiği ânın şiiri “bilmem neden böyle gözlerim yaşlı” dizesiyle sonlanır. Belki şiir kişisi, burada Zahrad demek de pek yanlış sayılmaz, henüz dünyaya gelmemiştir ancak “kedi sürgünlerin tanığıdır,” (Karakaşlı, s.y.) Sürgünlere tanık olanlar, felaketleri yaşayanlar için şiir dil olduğu kadar, devadır belki de:

Doğuştan şairdir

Derine gömer yazdıklarını

Komşunun kedisi – onları ilaç sanır

(Kediler 47, “Δ”)

 

Şiirlerini toprağa gömen, “kollarını devinime uzatan” şairin yazdıkları ise kedilere ilaç, hepimize şifa olur:

 

Bu birinci bahar değil

ki uzatmışım kollarımı devinime

uzatmışım – varmamaya bir yere

(Ferah Tut Yüreğini 70, “Bitkisel”)

 

Kediler’i yayına hazırlayan Rober Koptaş’ın Zaven Biberyan için yaptığı kıymetli “çağrı”, düşüncemde Zahrad ile yana yana geliyor:

 

Zaven Biberyan’a memleket romanı ve edebiyatı içinde bir yer açmalıyız. Şahsi kanaatim, bunun zirvelerde bir yerde olması gerektiği yönünde, en, en büyüklerin yanında. Ama büyüklük, cesamet çok da önemli değil, önemli olan bir yer olması. (s.y.)

 

Memleket şiiri içinde Zahrad’a bir yer açmalı. Bu yeri Zahrad’a teslim etmek, bu topraklarda üretilen şiirlerin üstüne düşünen, yazıp çizen herkesin, hepimizin sorumluluğu olsun. 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde[4] aramızdan ayrılan Zahrad’ın Kediler derlemesinde de, öteki şiirlerinde de Rober Haddeciyan’ın oldukça özlü bir biçimde ifade ettiği cümleyi hatırlayarak sonlandıralım bu yazıyı: “Zahrad Şiiri bütün sarsıcı güzelliğiyle karşımıza çıkmaktadır, derinliği içerisinde sade, sadeliği içerisinde derin.”[5] Onun ardından sadece Kınalıada’nın değil, dillerin ve günlerin kedileri öksüz, Zahrad’sız kaldılar.[6]

 

Kaynakça

Derrida, Jacques. “Hayvanlara Karşı Suç”. Çev. Elçin Gen. Skopbülten. Erişim: 1 Mart 2019 http://www.e-skop.com/
Karakaşlı,Karin. “Zahrad, Kediler ve diğer şeyler”. Erişim: 1 Mart 2019 https://www.kulturservisi.com/
Lawlor, Leonard. “Bu Yeterli Değil: Derrida’da Hayvanlar Sorunu”, (İngilizceden) çev. (ulaşılamadı), “Derrida: Yaşamı Yeniden Düşünürken”. Cogito 47-48 (Yaz-Güz 2006):    186-212.
Özlü, Demir. Yeni Yüzyıl. (11 Aralık 1996). Erişim: 1 Mart 2019.
Şaşkal, Ohannes. Ferah Tut Yüreğini içinde, “Zahrad Şiirinde Yaratıcı Zekânın Ürünü Olarak ‘Mizah’”. İstanbul: Aras, 2015, 11-14.
_____. Kediler içinde, “Şiirsel ve Görsel Hâlleriye Zahrad’ın Kedileri Üzerine Birkaç Söz”. İstanbul: Aras, 2017, 15-17.
Zahrad. Ferah Tut Yüreğini. Çev. Ohannes Şaşkal. İstanbul: Aras, 2015.
­­_____. Kediler. Çev. Ohannes Şaşkal. İstanbul: Aras, 2017.

 

[1] 10 Mayıs 1924’te İstanbul’da doğan Zareh Yaldızcıyan, eczacılıkta da tıp fakültesinde de tamamlamadığı eğitimini; kâğıtçılar, noter, ilaç deposu gibi alanlarda sürdürmüş ve çeşitli ticaret işleriyle hemhâl olmuştur. 19 yaşındayken Jamanak gazetesinde ilk şiirinin yayımlanmasının ardından şair personasıyla Zahrad olarak tanınacağı yolu adımlamaya başlamıştır. Seksen üç yıllık ömrüne çeşitli dergilerde çıkan şiirleri, dergi yönetmenliğini, kurucu üyelikleri, onur ödülleri ve patriklik madalyasını sığdıran Zahrad’ın üretimi ana dili Ermenice’de tecesüüm etmiş; Türkçe ve İngilizce’nin de içinde olduğu yirmi iki dile çevrilerek, çok-kentli, çok-coğrafyalı karşılaşmaların imkânı hâline gelmiştir. (Daha detaylı bir Zahrad biyografisi için: Zahrad, Ferah Tut Yüreğini [İstanbul: Aras Yayıncılık, 2015], 7-9.)

Şairin eşi, yoldaşı Anais Yaldızcıyan’ın ifade ettiği hâliyle “Zareh [Zahrad] kendi yazınsal serüveniyle bütünleşmişti; derdi günü şiirdi; o şiirle ahenk içinde, şiir için soluk alıp verirdi. Şiir öz benliğinin ekseni, kalkanıydı, dokunulmaz ve geçit vermez; ‘bir kalkan; manevî, saf inanç, salt fikir’, ki ‘tutardı göğsünde bir bayrak gibi.’” (Ferah Tut Yüreğini 15) Yazınsal serüveniyle bütünleşen, şiir(i) için nefes alan bir şairin şiirlerini okumanın zorluğu da güzelliği de gücünü buradan alıyor olsa gerek. “Şiir yola gelmez bir haytadır /Şımarmak ister durmadan” ( Ferah Tut Yüreğini 49, “Şiir Dediğin” ) der ne de olsa… Hayta şiiri ömrü boyunca şımartan Zahrad modern Ermenice şiirin en önemli temsilcilerinden biri kabul edilmektedir. Adının yanına hep “usta” eklenir okurlarınca. 2001 senesinde Dzayrı dzayrin (Ucu Ucuna) ve 2004’te Çur baden ver (Su Duvardan Yukarı) isimli iki kitapta şiirlerini toplamıştır usta. Türkiyeli okurlar, onu Türkçe’den okuyanlar içinse pek çoğu Ohannes Şaşkal tarafından tercüme edilen dört kitabı mevcuttur Zahrad’ın. Yağ Damlası (1993); Yapracığı Gören Balık (2002); Işığını Söndürme Sakın (2004) ve Ferah Tut Yüreğini (2015) farklı yayınevleri tarafından yayımlanmıştır.

[2] Dobre utra: [Rusça] İyi akşamlar.

[3] Good evening: [İngilizce] İyi akşamlar.

[4] 2019 yılında Türkiye’de anadili tartışmalarına bir örnek mahiyetinde: “Mecliste Dünya Anadil Günü Kutlaması: Kürtçe, Lazca ve Ermenice Tutanaklara X Olarak Girdi”, Demokrat Haber, Erişim: 26.02.2019. demokrathaber.org/

[5] Rober Haddeciyan, “Bir Taşla İki Bahar”ın Yayımı Dolayısı İle. (1989). Erişim: 1.03.2019

[6] “…2007’de vefat eden Zahrad’ın cenaze merasiminde Mesrob Mutafyan onun ardından Kınalının kedilerinin artık öksüz kaldığını söyledi.” Melis Solakoğlu, Agos. Erişim: 1.03.2019. agos.com.tr

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.