İstanbul yeni Ermeni şiirinin öncü şairi

İstanbul yeni Ermeni şiirinin öncü şairi
Radikal Kitap
Yücel Kayıran
08.04.2016

Bugünlerde yayımlanan Şu Ömrümün Şubat’ı, Garbis Cancikyan’ın hem Balkıs’daki şiirlerini hem Ore Or’daki şiirlerinin çevirisini, hem de dergi ve gazetelerde kalan ürünlerinin bir toplamını oluşturuyor.

 

Garbis Cancikyan’ın, Haygazun Kalustyan ile birlikte, 1942 yılında yayımladıkları Balkıs (Alacakaranlık) adlı ortak kitaplarında hâlâ çarpıcı ve etkileyici olan bir şiiri vardır; şöyle: “kar topundan bir insan yaptım/ kolları var sallanmaz/ bacakları var yürümez/ gözleri kömürden görmez/ bağırsakları yok/ yemez/ içmez”. Buradaki çarpıcı etki, şiirin realist durumdan hareketle metafizik bir atmosfer oluşturulmasından kaynaklanır. İlk dize, gerçeklikteki bir durumun betimlemesini dile getirir; ama ikinci dizeden itibaren, gerçeklikten hızla uzaklaşılarak, ama gerçeklikten üretilen, insanın tinsel ve antropolojik yapısına ilişkin metafizik bir atmosfer oluşturulur. Dünyaya, gerçekliğe aşkın olan değil, içkin olan bir metafiziktir bu. Realiteden üretilen antropolojik metafizik. Cancikyan’ın şiirine özgü olan bir özelliktir bu. Bir örnek daha, söz gelimi “Sonbahar” şiirini okuyalım: “rüzgâr/ yalnız yaprak dökmez/ ağaçlardan/ bazan yapraklar/ usanmış olacaklar galiba/ dalda tek başına/ yaşamaktan”. “Hatırlarım” adlı şiirini okuyarak bu bağlamı bitireyim: “hatırlarım/ küçükken/ bir gün babam/ evimizin bahçesinde/ bahçemizin ağaçlarını/ tes….. te….. re/ hatırlarım”. Tarih boyunca, insanların katledilmesi yaygın olarak gizlenirken, hayvanlar ile bitkilerin katledilmesi, sanki meşru imiş gibi, gözden sakınmadan, göz önünde yapılagelinmiştir.

 

Garbis Cancikyan, 6 Ocak 1920 yılında İstanbul’da Samatya semtinde doğmuş. İlköğrenimini bu semtte, Sahakyan-Nunyan Okulu’nda tamamlamış. 1934 yılında Galata’daki Getronagan Okulu’na yazılmış. Ancak çalışmak durumunda olduğu için bir yıl sonra okulu bırakmış. 1939’da tekrar geri dönse de, 1943 yılında verem hastalığına yakalanacak, liseyi bitirmeden Getronagan Okulu’nu bir kez daha terk edecektir. Cancikyan 26 Şubat 1946 yılında yirmialtı yaşında, Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde veremden ölür. Cenazesi, vasiyeti üzerine, Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda yatan Ermeni lirik şair Misak Medzarents’in (1886-1908) yanına defnedilir. Mezartaşına şu şiiri yazılmış: “Ocağın altısında doğdum ben;/ Ateş yüreğimde tüter/ Kılıç alnımda, doğdum ben” Bu dizelerde yer alan “kılıç alnımda” ifadesi, kuşkusuz 1915’deki Ermeni tehciri ve soykırımı bağlamında okunmaya veri oluşturucu imgeleme sahiptir.

 

Cancikyan’ın ilk şiiri 1939 yılında yayımlanır. “Ore Or” (Günden Güne) adını taşıyan bu şiir şöyledir: “Günden Güne/ günlerle beraber/ sönüverir günlerim-/ışıltısı hayatımın.// Erir/ ağır ağır/ hevesi günlerin-/ arzusu günlerimin./ Günlerin/ kuru yaprakları/dökülür…// Günden güne/ günlerle beraber/ sönüverir günleri.” Bu şiiri, bireysel bir çöküntünün dile gelişi olarak değil de, Ermeni toplumunun dramı hesaba katarak okuduğumuzda Cancikyan’ı ortaya çıkaran tarihsel koşulların ne olduğu da biraz netlik kazanır.

 

Cancikyan’ın, bahtı, genç yaşta hayatlarını yitiren, yine aynı dönemin şairlerinden, Halit Asım ile Rüştü Onur’a benziyor. Sadece baht vesilesiyle değil, tematik-problemleri nedeniyle de, Cancikyan’ın Asım ve Onur’la benzer yönleri vardır. Özellikle arzunun nesnesinin ulaşılamazlığı ve bu durum içinde yaşanılan arzu-çaresizliği teması bakımından. 30’lu yılların sonu ile 40’lı yılların başında ortaya çıkmış yakıcı ve ayırıcı bir tematik-problemdir bu. Şu dizeler, Cancikyan’ın “Sevgi Kızı” şiirinden: “Bilirim/ bağlanmış bir bohçadır arzuların/ bilirim arzuların bir damla su/ hayatının güğümünde.” Ama belki de daha önemlisi, poetik öncülük bakımından benzerlik durumunda olduğu şairler. Cancikyan’ın, poetik öncülük bakımından, Orhan Veli ve Asaf Halet Çelebi ile aynı düzlemde yer aldığını ileri süreceğim.

 

Cancikyan’ın şiiri, İstanbul Ermeni şiiri içinde, modern şiirin başlangıç noktası olarak kabul ediliyor ve Cancikyan’dan başlayıp, Kalustyan’dan geçerek Zahrad’a varan bu şiir, İstanbul yeni Ermeni şiiri olarak adlandırılıyor. Zahrad, İstanbul yeni Ermeni şiirinin kuşkusuz büyük şairi, bu poetik atılımın nihai noktası olmuş; ama bu büyük şiirin yolunu Cancikyan açmış.

 

Kalustyan, 1950 yılında, şairin ölümünden sonra kaleme aldığı “Garbis Cancikyan” başlıklı yazısında, bu iki özelliği şöyle dile getiriyor: “Gerçekçidir Cancikyan; temalarını çevresinde yaşayan sıradan insanların hayatından çekip çıkarır ve dizelerini onların acılarını, dertlerini, hüzünlerini dile getirir. (…) İstanbul Ermeni edebiyatında ilk olarak o gündelik konuşma diline yoğun olarak yer verir. Ölçü, kafiye ve güzel sözcüklerin desteğini reddeden, sahte şiirsel esintilerden kaçınan bir şiir üretir. Cancikyan’ın bize getirdiği bütün bu yenilikleri, onun gerçekçiliğine borçluyuz.”

 

Gerçeklikle uyuşmayan bir tez

Balkıs 2014’de tekrar yayımlandığında, Cancikyan ile Kalustyan, Orhan Veli’nin etkisiyle İstanbul Ermeni şiiri içinde Garip şiirini sürdürenler olarak tanıtıldı veya böyle algılanmasına veri sağlandı. Bu, gerçeklikle uyuşmayan bir tez veya algıdır. Cancikyan’ın, ille yakın olduğu bir şairden söz etmek gerekir ise bu şair Orhan Veli değil, Asaf Halet Çelebi’dir. Cancikyan’ın, Çelebi’ye iki şiirini ithaf etmiş. Balkıs, Garip şiirine bir katılım değil, bir ayrım, bir tavırdır. Bu ayrımı, Balkıs‘da yayımlanan, realist bir şiir anlayışını dile getiren poetik bildiride bulmak mümkün. Henüz girizgâhta şu ayrımı yapıyor Cancikyan: “sanki bir dış âlem yokmuş gibi onu tasavvur eden romantikler muhayyile kuvvetlerine göre şöhret kazandılar ve kabuğuna çekilen mistikler, dış âlemin bıraktığı empresyonu bir iç âlemi diye ortaya attılar. (…) realist yalnız görüp hisseden değil, gösterip hissettiren şairdir.” Halen algılanmamış çok erken bir kavrayış dile getirilmektedir burada. Cancikyan (Kalustyan ile birlikte), bu ifadeyle, hem Garip şiirine hem de Asaf Halet Çelebi’nin şiirine karşı bir ayrımı dile getirir. 40’lı yıllarda, ortaya çıkan bu poetik yeniliği Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday üçlüsünden hareketle değil,  Orhan Veli, Asaf Halet Çelebi ve Garbis Cancikyan (Haygazun Kalustyan) oluşturduğu üçlü sacayağından hareketle değerlendirmek gerekiyor.

 

Balkıs, Cancikyan’ın (Kalustyan ile birlikte) yayımladığı sadece ilk kitabı değil, aynı zamanda tek kitabı. [Bu kitabı oluşturan şiirlerin Türkçe olarak yazılmış olması, benim açımdan, göz ardı edilmemesi gereken bir öneme sahip. Bu durum bize, İstanbul yeni Ermeni şiirini, “minör edebiyat” kavramı (Deleuze&Guattari) içinde değerlendirme imkânı vermektedir. Bu ayrı bir yazı konusu olacak.] Şairin bütün şiirleri, ölümünden sonra Ore Or adıyla kitaplaştırılmış. Bugünlerde yayımlanan Şu Ömrümün Şubat’ı, şairin, hem Balkıs‘daki şiirlerini hem Ore Or‘daki şiirlerinin çevirisini, hem de dergi ve gazetelerde kalan ürünlerini bir toplamını oluşturmaktadır.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.