Yakın dönem tarihi araştırmaları ile tanıdığımız Nesim…
İki yıl önce Orhan Kahyaoğlu’nun dünyaca ünlü Tunuslu udi Anouar Brahem’in müziğini ve biyografisini anlattığı Duru, Derin, Çıplak Anouar Brahem Müziği adlı kitabını okuduktan sonra eşime ‘‘Neden kimse Ara Dinkjian kitabı hazırlamıyor?’’ diye sormuştum. O da “Neden sen yazmıyorsun?” diye sormuştu. Aslında müzik yazılarımdan oluşan Bir Müzisyenin Arayışı adlı kitabımda Anouar Brahem’in portresini yazarken küçük bir bölümde Ara Dinkjian’dan bahsetmiştim: Müziğe bakışını, besteciliğini ve…
Gazeteci-yazar Ümit Bayazoğlu’nun yeni kitabı Arap Kızı Camdan Bakıyor –Türkiye’nin 'siyah'ları, Osmanlı’daki köle ticaretine, köleliğin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde toplumsal hayattaki yerine Türkiye’ye yerleşmiş Afrika kökenli insanların hikâyeleri eşliğinde eğiliyor, masal gibi tekrarlayageldiğimiz tarihî ezberleri bozuyor."
“Bu kitapta, Osmanlı İmparatorluğu devrinde şeriata, geleneğe, göreneğe uydurulup devlet eliyle vergisi toplanan köle ticareti nedeniyle…
DUVAR - Bu coğrafyanın siyahlarının tarihi, uzun bir zaman öncesine dayanıyor. Yazar, gazeteci ve şair Ümit Bayazoğlu, bu geçmişin izlerini sürüp, siyasi ve sosyal tarihin dehlizlerinde salınırken, bir yandan da Osmanlı siyahlarının kültürel ve yaşamsal rollerine…
Ayhan Aktar’ın ‘Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları’ kitabının genişletilmiş baskısı Aras Yayınları’ndan çıktı. Aktar ile kitabından yola çıkarak, son zamanlarda Netflix’te yayınlanan ‘Kulüp’ dizisiyle yeniden gündeme gelen Varlık Vergisi tartışmalarını konuştuk.
Bir sosyolog olarak, neden öncelikle ekonomi ve maliye tarihçilerini ilgilendiren Varlık Vergisi gibi bir konuda çalışmaya başladınız?
Haklısınız, eğer 1942-43’te hayata geçirilen Varlık Vergisi…
"Biberyan’ın gençlik yıllarında tuttuğu notlarda (ve otobiyografisinde) ciddi ve samimi bir şekilde, sürekli olarak iç muhasebesini sürdürdüğü görülüyor. Şurası çok açık; kendisini didiklemekten asla kaçınmıyor. Çelişkilerini, açmazlarını ortaya koyuyor, bunların kişisel sorunlar mı, yoksa insana, varoluşa has şeyler mi olduğunu görme, anlama isteği hep sürüyor."
Önceden Babam Aşkale’ye Gitmedi adıyla bildiğimiz Karıncaların Günbatımı’nın eksiksiz çevirisinin[1]2019’un başlarında yayımlanmasından bu yana, edebiyat ve yayın dünyasında…
"Zaven Biberyan gerek edebiyat tarihinde gerekse sosyalist mücadele tarihimizde silinmez izler bıraktı. Yokluklar, yoksulluklarla geçen yaşamında ihanetler, muhbirler, itirafçılar gördü, hayal kırıklıkları yaşadı. Ama sosyalist olmaktan vazgeçmeyi düşünmedi bile. Az okunduğu için Ermenice yazmaktan pişman olmasına, edebiyat tarihimizin bir köşesine bile sıkıştırılamadığı için üzülmesine rağmen, yazmaktan vazgeçmeyi düşünmedi."
Ermeni ve sosyalist yazar Zaven Biberyan 100 yaşında! Batı Ermeni edebiyatının…
"Yalnızlar'ın Türkçesi az da olsa farklıdır. İmlası ve sentaksıyla değil de tınısıyla, rengiyle vurgularıyla, müziğiyle, tikleriyle, bilinçdışının başka çağrışımlarla da açılan çekmeceleriyle. Bugünkü okumalarda bunlar artık bir romanın eksiği değil, aksine artısıdır. Çünkü artıdır farklılık, bir başka güçlü gerçekliktir; bu düşünceye artık aşinayız."
Biberyan’ın Yalnızlar’ının kıymeti 2000’lerden sonra coşkuyla teslim edilirken, ilk çıktığı yıllarda (1959’da Ermenice, 1966’da yazarın çevirisiyle Türkçe)…
"Biberyan’da tiksinenle tiksinilen hızla yer değiştirebilir. Duygu birine zimmetli değildir ya da salt birinde ikamet etmez. Oğlunun sevgilisine düşman bir anne, oğlunun tiksinti nesnesine dönüşüverir. Babadan tiksinen oğul, tiksinilen bir Ermeni/gâvur oluverir. Alt sınıftan tiksinen, kendisi de uygulanan sistematik zulümle alt sınıf oluvermiştir. Bu hareketlilik Biberyan’da tiksintinin çok temelde insana/insanlığa, onun eliyle kurulan yaşama ve sisteme yöneldiğini de düşündürür."
…
Stockholm. Zaven Biberyan’ın Özyaşamöyküsü, “Mahkumların Şafağı” elime ulaşır ulaşmaz elbette hemen içine daldım. Kitabı bitirdiğimde kendimi kuzeyin geç şafağında buldum.
1921-46 yıllarını kapsayan otobiyografi, beni alıp çocukluğumun Kadıköy’üne götürdü. Kadıköy- Bostancı tramvayına yeniden bindim onunla. 50’li yıllarda hala birçok şey eskisi gibiydi.
Hey gidi Yel değirmeni mahallesi, daha çok Yahudi doluydu. Daha yoksulca bir mahalleydi, Moda’ya falan oranla, Yahudiler zengin…