*Kurt’un son çalışması, bir çok yeni gerçeği belgeleriyle su yüzüne çıkarıyor. M.R.Mimaroğlu örneği, sadece 1915’i değil günümüzü de açıklıyor.
Ragıp Duran
Tarih kitaplarının amatör bir okuru olarak, bizim kuşak, Kürt Meselesini İsmail Beşikçi’nin, Ermeni Meselesini de Taner Akçam’ın çalışmalarından öğrendi. 1915 Ermeni Soykırımı Araştırmalarının öncüsü olan Akçam’ın açtığı yolda ilerleyen…
“Ekşigil ile Apartheid sisteminin 'keskin yasalarla tahkim edilmiş kırmızı çizgilerin, yüksek duvarların bulunduğu kat’i sınırlara' sahip olması gerektiği konusunda anlaşıyoruz. Ben, özellikle 1920-30’lu yıllara ait aktardığım kanun ve kararnamelerin ve hükümet içi yazışmaların bu kırmızı çizgileri çok açık gösterdiğini iddia ediyorum. Bunların yürürlükten veya uygulamadan kalktıkları konusunda herhangi bir bilgi yok.”
Adnan Ekşigil’in Yüzyıllık Apartheid kitabım hakkında yazdığı eleştirinin ağırlık merkezini…
“Berken Döner’in, 'bireylerin hatıraları üzerinden şekillenen anlatılar'dan oluşan Öyle Bir İstanbul-Semtler, Hayatlar, Hatıralar kitabı dumanı üstünde, raflarda. İstanbul’u semtler ve hatıralar üzerinden okumak, geçmişi anlamlandırmaya çalışırken bugüne kafa yormak üzere Büyükada’dan Kumkapı’ya, iskele sancak…”
“Çekimlere yetişmek için Kadıköy İskelesi’nden kalkan ilk vapura atlardım. Tek tük insan olurdu. Cigarasını yakmaya çalışan iskele görevlisi, tezgâhtar kızlar, hamallar, fabrika işçileri, kaptanlar… Bir de artistler!…
We live in a world where every grandma has a cookbook and where “ethnic granny” culture thrives online: nonnas hand-rolling pasta in the Italian countryside, yiayias folding grape leaves in a suburban kitchen, mamous and tettas and abuelitas teaching us to make sauce. But when I scroll through a feed of endearing old ladies, I often wonder about the recipes…
Taner Akçam’ın Aras Yayıncılık’tan…
Her soykırımın karar alıcıları ve uygulayıcıları var. Karar alıcılar biliniyor, tanınıyor, ama uygulayıcılar genellikle gölgede kalıyor. Ermeni Soykırımı’nda da Talât Paşa’ya ve İttihat-Terakki’nin yönetici kadrosuna odaklanılıyor, orta ve alt kademelerdeki failler pek söz konusu olmuyor. Oysa soykırımlar bu “sıradan” failler vasıtasıyla işleniyor, onların yapıp ettikleriyle hayata geçiriliyor. Bu faillerin öyküleri mercek altına alındığında, soykırımların ideolojik-politik arka planı, organizasyonu, bürokratik mekanizmaları…
Taner Akçam’ın üçüncü baskısı yapılan, ezber bozan Yüz Yıllık Apartheid[1] çalışması 1918-1923 sürecinde Türkiye’de Apartheid rejiminin kuruluşu ve işleyişini örnekleriyle gözler önüne sererek, resmî tarih anlatısında önemli ve onarılamaz bir gedik/yara açmıştır. Bu yüzdendir ki, akademik çevrenin, resmî tarih anlatıcılarının nutku tutulmuş, ses soluk kesilmiştir.
Sessizlik anlamlıdır. Türklük, milliyetçilik ve ırkçılık üzerine çalışanların ve yapılan çalışmaların sayısının fazlalığı karşısında…
“...Üstelik, bizim satır aralarında keşfettiğimiz, başka türden çınlayan öznellik anlatısıyla ‘kurgusallaştırılmış biyografilerin’ dışında bir yerde duran Silahtar Bahçeleri, eserde yazarın (ve özel hayatının) olmaması gerektiğini estetik ideal olarak alan modern edebiyat eleştirisi uyarınca, yayımlandığında Sovyet eleştirmenleri ve Parti tarafından ‘çağdaş temaları işlemedeki yetersizliği’ yüzünden saldırıya uğramıştır.”
“Ben öldüğümde hep küçük Marcel’i düşüneceksin, çünkü asla ondan başka birini bulamayacaksın.”
–Marcel…
Meteliksiz Âşıklar’ın sonunda, romanın ana karakteri Sur, sevgilisi Norma ile Burgaz’ın tepesinde, ormanın kıyısında oturup martıların denize süzülüşünü seyreder. Sur bir anlığına kendini büyük bir dinginlik içerisinde bulur; romanın her yerinde karşımıza çıkan, adada ağaçların arasından sevgilileri gözetleyen ve yer yer taciz etmekten çekinmeyen röntgencilere rağmen Sur, tedirginliğinden, devamlı bir felaket beklentisinden sıyrıldığını, bir bütünlük ve özgürlük hissi, herkese ve…