Saroyan’ın kentleri

Saroyan’ın kentleri
Evrensel Gazetesi
Uğur Halil Karakullukçu
31.12.2008

William Saroyan’ın doğumunun yüzüncü yılında açılan ‘Neresi Sıla, Neresi Gurbet?’ isimli sergi, bu dünya yazarının iç dünyasına tanıklık ediyor.

 

Tophane Tütün Deposu, bu günlerde kendini hiçbir zaman tam anlamıyla vatanında hissedememiş, buna karşın bütün dünyayı kendi mekanı, bütün insanları da ailesi olarak görebilecek kadar geniş bir yüreğe sahip bir yazarın iç dünyasını yansıtan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 20 Aralık günü kapılarını ziyaretçilerine açan “Neresi Sıla, Neresi Gurbet” isimli sergi William Saroyan üzerine. Dünyaca ünlü Amerikalı Ermeni yazarın, dünyada vatan belleyecek bir toprak parçası arayışını ve her zaman içinde bir yerde hissettiği kendini bir yerlere ait görmeme duygusunu, eserlerinden alıntılarla aktarıyor. Sergide ayrıca, kendisi için herhangi bir kentten çok daha önemli olan üç şehre; Fresno’ya, Bitlis’e ve Yerevan’a karşı hissettiği karmaşık duyguları o kentlerde çektirdiği fotoğrafları ile insanlara aktarıyor.

 

Amerika’nın içinde, Amerika’dan uzak
1908 yılında Bitlis’ten göç etmiş olan bir ailenin çocuğu olarak Kaliforniya’da dünyaya gelen William Saroyan, doğduğu yer olan Fresno’da onun ailesi gibi Anadolu’dan göç eden ailelerin arasında yaşamını sürdürürken, büyüklerinin terk ettikleri topraklarına karşı olan hasretleri onun da içine işlemiş. Yüzyıllardır ailelerinin yuva bellediği topraklardan göçüp giden diğer insanlar gibi Saroyan’ın ailesi de göç ettikleri Bitlis’i çocuklarına yeryüzünde bulunan bir cennet olarak anlatmış. Hikayelerinden birinde söz ettiği gibi ailelerinin her üyesinin yeni bir hayat kurmak için uğraştığı bu topraklarda Amerika’nın içinde fakat Amerikan olmaktan uzak bir dünya kurmuşlar. Ailesinin hiç alışık olmadığı, tutunabilmek için büyük bir hayat mücadelesi vermek zorunda oldukları bir diyarda hayat Saroyan için de hiç kolay başlamamış. Presbiteryen bir din görevlisi olan babası otuz altı gibi oldukça genç bir yaşta hayatını kaybedince, William Saroyan kardeşleri ile birlikte Oakland’da bulunan bir yetimhaneye yerleşmek zorunda kalmış.

 

Böyle zorlu ve nereye ait olduğunu bilinmeyen bir yaşantı içinde Saroyan doğduğu, büyüdüğü ve çocuklarını yetiştirdiği yer olan Fresno’ya karşı her zaman sevgi beslemiş. Yalnız, kökenlerinden binlerce kilometre uzakta olan bu yerde onun soyundan gelen insanların gittikçe kendi kimliklerinden sıyrılıp bu yeni dünyada yeni yaşam biçimleri edindiğini biraz da hoşlanmaz bir tavırla gözlemlemiş:
“Üç oğlumun adam gibi Ermenice konuşamadığını söylüyorum. Ne okuyor ne de yaşayabiliyorlar. Vartan, Dikran, Hayk: isimlerini beğenmiyorlar. Birbirlerini Walt, Dick, Ike diye çağırıyorlar… Oğullarıma Ermenistan’ın bağımsızlığına kavuştuğunu söyledim, ama bu onlara hiçbir şey ifade etmedi…”

 

Bitlis’te mutluluk ile hüzün arasında
Dünyaca tanınan ve takip edilen bir yazar olduktan sonra Saroyan, nihayet ailesinin sürekli bahsettiği, tüm serüvenin başladığı yere, Bitlis’e gitme fırsatı ediniyor. Türkiye gezisi boyunca Saroyan’a fotoğrafçı Ara Güler, Bedros Zobyan ve Fikret Otyam eşlik ediyor. Seneler önce ailesinin terk ettiği fakat hiç unutamadığı topraklarda hemşehrileri Saroyan’ı büyük bir misafirperverlikle karşılıyorlar. Sergide yer alan fotoğraflarda görüldüğü gibi Saroyan, bağrından koptuğu toprakların insanları ile sanki ailesi buradan hiç ayrılmamışçasına kucaklaşıyor. Ailesinin bedenen koptuğu fakat kalplerinden hiç ayırmadığı topraklarda dolaşmak Saroyan’ı bir yandan mutlu ederken bir yandan da hüzne boğuyor. Yazarın annesinden, anneannesinden dinlediği Bitlis’teki evlerinden sadece bir ocağın kaldığına, daha kırk sene önce bu topraklarda yaşayan halkının izlerinin gün geçtikçe silindiğine tanık olması içini burkuyor. Ama Saroyan bu durumda olsa bile onu Türkiye’de kucaklayan insanları suçlamıyor, onlara herhangi bir kızgınlık duymuyor.

 

Dağılmış halkın birlikte durduğu kent
Yazarın derinden bağlı olduğu bir başka kent ise, dört kez gitme fırsatı bulduğu Erivan oluyor. Erivan, onun için dünyanın dört bir yanına dağılmış halkının birlikte durabildiği, miraslarını yaşatabildiği kent. Saroyan, Erivan’a her gidişinde gerek Sovyet Ermenistanı kurumları tarafından, gerekse Ermeni kilisesi tarafından onurlandırılıyor. Yazarın yazdığı piyesler çok geniş kitleler önünde oynanıyor. Saroyan, Erivan’da birçok Ermeni aydın ve sanatçı ile dostluk kurma olanağı buluyor. Yazar yetmiş iki yaşında hayata veda edince de küllerinin bir kısmı gönlünü verdiği bir başka kent Fresno’ya gömülürken bir kısmı da Erivan’a gönderiliyor.

 

“Neresi Sıla, Neresi Gurbet?” isimli sergide, Saroyan’ın bu üç kent arasında gidip gelen ruh hali, o kentlerde bıraktığı izleri belgeleyen fotoğraflar, Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş’ın yazdığı metinler ile ziyaretçilere yansıtılırken, yazarın fotoğraflarla desteklenmiş bir biyografisine de yer verilmiş. Aras Yayıncılık, Karşı Sanat Çalışmaları ve Anadolu Kültür işbirliği ile gerçekleşen serginin tasarımını Metin Sinan Ziyaoğlu yapmış. İçinde Saroyan’ın sözlerini kuzeni Ross Bağdasaryan ile birlikte yazdığı “Common a-my house” şarkısının da yer aldığı sergi salonunda çalan müzikleri Ayda Erbal derlemiş. Sergide ayrıca Saroyan’ın “Benim Adım Aram”, “İnsanlık Komedisi”, “Yetmiş bin Süryani” gibi ünlü eserlerinin İngilizce, Ermenice ve Türkçe baskılarını görmek mümkün.

 

“Neresi Sıla, Neresi Gurbet?”, ömrü boyunca köklerini aramış ve sonunda yeryüzündeki tüm insanlar ile kardeş olduğunu anlamış bir dünya yazarının hayatını 10 Ocak Cumartesi gününe kadar ziyaretçilerine anlatmaya devam edecek.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.