Yüzyıllık Şarkı

Yüzyıllık Şarkı
Express Dergisi
Ararat Şekeryan
01.12.2008

Anadolu’nun medar-ı iftiharı, Bitlis kökenli Ermeni – Amerikalı yazar William Saroyan’ın yüzüncü yaşgünü, Aras Yayınları ve Anadolu Kültür’ün ortaklaşa düzenlediği “Fresno, Bitlis, Yerevan” başlıklı bir sergiyle kutlanıyor. 20 Aralık’ta, Tophane’de, Tütün Deposu’nda açılacak sergiye bir de şarkı eşlik edecek: Saroyan’ın kuzeni Ross Bagdasarian’la birlikte yazdığı, Ankara’da bir rakı sofrasında Türkiyeli dostlarına söylediği “Evime Gel” …

 

“Yaptığım her şey bir tür şarkıdır, ilk tiyatro eserim olan ‘Yüreğim Dağlardadır’ bir şarkıdır aslında, en ünlü oyunum ‘Yaşamak Vakti’ de şarkılardan oluşur, yapısıyla okuyucuya tamamiyle yabancı gelen ‘Rock Wagram’ adlı kitabım da senfoniktir, müzikal biçimindedir. ‘Bu da ne dernek?’ diye soracak olursanız, cevabı çok basit: Eğer biçim olarak dil iletişimin kendisiyse, biçim dil olduğundan, müzikte hem dili hem biçimi bulursunuz biçim iletişimi sağlamaz, biçime giren kelimelerdir. Örneğin, kimse piyanoyu Chopin gibi çalamaz ve kimsenin onun yeteneğini eleştirmesine izin veremem. Frederic Chopin piyanoya her şeyi söyletebilmiş adamdır. Eserlerini dinlerseniz her şeyden bahsetmiş olduğunu görürsünüz komediden, kederden, delilikten, melankoliden, her şey her şeyden …”

William Saroyan

 

Yüzüncü doğum yıldönümü dolayısıyla dünyanın dört bir yanında anısına düzenlenen etkinliklerle ve hakkında yayınlanan makaleler ve kitaplarla anılan William Saroyan’ın yazar kimliğini tanımlama aracı olarak müziği seçmiş olması hiç de şaşırtıcı olmamalı… İçine doğduğu küçücük dünya ve o küçük dünyanın insanlarının yoğrulduğu yersiz yurtsuzluk, “eski memleket”i anarak “yeni dünya” da yaşama tutunmaya çalışmak, acı, özlem, sevgi, hüzün, üzüntü, mutluluk… Sadece eserleri değil, hayatı da bir tür şarkı gibidir Sarayan’ın… 1930’ların Amerikasında kimsenin beklemediği bir anda edebiyat dünyasının semalarında beliren ve misyonunu haykıran parlak bir yıldızdı William Saroyan: “Ey insanlar, sizin için buradayım ben, sizi yazmak için, sizi yaşatmak için, birileri yazmalı, hakkında bir şeyler yazılmadan kimse göçüp gitmemeli bu dünyadan…

 

Bir “eski memleket” öyküsü
1905 yılında Bitlis’ten Amerika’ya göçmüş bir ailenin orada doğan ilk ferdi olarak tam yüz yıl önce, 31 Ağustos 1908′ de kaydedilmeye başlanır bu yüz yıllık uzun şarkı. William çok küçük yaşlardan itibaren ninesinden ve annesinden dinlediği Bitlis manzaralarını beynine kazımaya başlar. Babasını üç yaşında kaybettikten sonra yetimhaneye verilmesinin ve çocukluğunun göçmen nüfusun yoğun olduğu California’nın Fresno’sunda geçmiş olmasının da etkisiyle “yersiz yurtsuzluk”, “göçmenlik” ve “eski memleket” (Anadolu) motifi Saroyan’ın birçok eserinin odak noktasını oluşturur. Saroyan’ın “eve dönüş” diye adlandırabileceğimiz Bitlis yolculuğunu gerçekleştirebilmesi, şarkının 56. yılına, 1964’e denk düşer. Ani bir kararla, cebinde sadece iki İstanbullu Ermeninin telefonu, plansız programsız kendini İstanbul’a atar Saroyan. “Eve dönüş” yolculuğu boyunca kendisine eşlik eden gazeteci Fikret Otyam’ın o dönemde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı “Baba Ocağı” adlı yazı dizisinden de öğrendiğimize göre, Saroyan Bitlis’teki köyü, çeşmeleri, bahçeleri ninesinin anlattıklarıyla zihnine kazımıştır. Aziz Gökdemir’in Express’in ağustos sayısındaki söyleşide aktardıklarından bildiğimiz kadarıyla, Sarayan’ın Ankara’da, Fikret Otyam’ın evinde Türkiyeli gazeteci ve yazarlarla yediği bir akşam yemeğinin ses kayıtları da mevcut. Masadakilerin hepsi sarhoş olduğundan ne söyledikleri anlaşılmasa da, o kayıtlarda daha önemli bir şeyler var bizim için: 56 yaşındaki Saroyan’ın sesinden bir şarkı: “Come on-a My House…”

 

İki “çatlak” kuzen
Daha sonra David Seville sahne adıyla tanınacak olan küçük çatlak kuzen Ross Bagdasarian (Rostom Sipan Bagdasarian), kayıt cihazının kayıt hızını düşürerek kaydettiği, cihazı normal hızına getirdiğindeyse hızlı hızlı konuşan komik bir ses elde ettiği basit tekniğiyle yarattığı “novelty song”lar (komik efektlerle süslü, sözleri çoğu zaman anlamsız/saçma şarkı) ve animasyon müzik grubu Alvin and the Chipmunks’la 1950-60’ların Amerika’sında hatırı sayılır bir şöhret kazanır.
Saroyan, 1867’de yayınlanan ve sözleri George Leyboume’ e, müziği Gaston Lyle-Alfred Lee’ye ait olan ve 19. yüzyılın en ünlü şarkılarından biri olan “The Daring Young Man on the Flying Trapeze”den (Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam) adını alan kısa öyküsünü de içeren ilk öykü kitabını yayınlattığında henüz yüz yıllık uzun şarkının 26. yılıdır. Her güne bir öykü sığdırarak 34 günde yazdığı “Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam ve Diğer Öyküler” 1934’te yayınlanır ve yılın en çok satan öykü kitabı olur. Saroyan, Amerikan edebiyatının ortasına bir bomba gibi düşmüştür. Şaşılası bir üretkenlikle kaleme aldığı eserlerindeki küçük insanlar, küçük dünyalar büyük bir başarı ve şöhret kazandırır Saroyan’a.

 

Gel, Benim Evime Gel
Yıl 1939, yüz yıllık uzun şarkı 31 yaşında, yaz, Amerika. Saroyan’ın -kabul ettiği- The New York Drama Critics’ Circle (1939) -ve reddettiği- Pulitzer (1940) ödüllü ‘The Time of Your Life” (Yaşamak Vakti) adlı oyununun ünlü Broadway tiyatrosunda sahnelendiği günlerden biri. O yıl yirmi yaşına basmış bir genç olan ve kuzeninin oyununda “müvezzi çocuk” rolünü canlandıran Ross Bagdasarian, Saroyan’la birlikte gece tiyatrodan dönüş yolunda, Saroyan’ın ünlü romanı “The Human Comedy” deki (İnsanlık Komedisi) bir diyalogdan esinlenerek otobüste yazar “Come on-a My House”un sözlerini. Bazı müzik otoritelerince “Armenian novelty song” olarak değerlendirilen “Gel, Benim Evime Gel” aslında “komik efektlerle süslü, sözleri anlamsız” bir şarkı olmanın da ötesinde, her iki göçmen gencin hala benliklerinde izlerini taşıdıkları “eski memleket” imgesinin ruhlarının derinliklerine işlediği sıcaklığın dışavurumu gibidir. Tanıdık bir Anadolu sıcaklığıdır her notasında kulağımıza çarpan samimi tonlar. Bir gün, işten eve dönüş yolunda rastladığı kıza oracıkta aşık olan “göçmen çocuk” ona “anayurdunda yaşayan insanların üslubuyla sıradışı şeyler söylemeye” başlar: “Gel, evime gel, sana elmalar, şekerler, bir noel ağacı, bir paskalya yumurtası, bir de evlilik yüzüğü vereceğim…” Yolda rastlayıp aşık olduğu kızı “masum” şeyler paylaşmak üzere evine davet eden “yalnız göçmen çocuk”, “gel, sana kekler, şeftaliler vereceğim” derken laf arasında “Saçlarını da çok beğendim, gel bir ömür boyu karım ol” demekten de geri kalmaz, “masumca” …
20. yüzyıl Amerikan müzik ve edebiyat dünyasında yer edinmiş ve milyonlarca insanın hayranlığını kazanmış olan bu iki “çatlak” kuzen “Come on-a My House” adını verdikleri şarkıyı seslendirir ve şarkı ilk kez 1950″ de Saroyan’ın bir oyununda, “The Son”da kullanılır. Yalnız bir göçmen çocuğun yolda görüp aşık olduğu kızı evine davet etmesini anlatan şarkının tiyatro salonlarından çıkıp milyonların diline düşmesiyse, bugünün ünlü aktörü George Clooneyin halası Rosemary CIooneyin 1951’de prodüktör Mitch Miller’ın, şarkıyı söylemediği takdirde işine son verileceği yönündeki tehdidi sonucu istemeye istemeye seslendirmesiyle gerçekleşir. Şarkıyı ünlü aranjör, bestekar ve klavsen sanatçısı Stan Freeman eşliğinde kaydeden CIooney, tam 37 yıl sonra verdiği bir röportajda şarkıyı yüzlerce kez söylemesine rağmen ondan nefret ettiğini, şarkıyı seslendirmek zorunda bırakılmanın sebep olduğu kızgınlığı onu her dinleyişinde hissettiğini itiraf ederken, “Come on-a My House”un sonsuza dek adıyla ilişkilendirileceğini ve kendisine böylesi bir şöhret getireceğini aklının ucundan dahi geçirmediğini de ekleyecektir.
“Birini eve çağırarak ona şekerler, bir evlilik yüzüğü ve her şeyi” vaat etme fikrinin 1950’lerin Amerikasında bir tabu olarak kabul edebileceğini düşünebiliriz. “Yalnız göçmen çocuk” ve onun yolda rastladığı kızla ilgili olan bölümü çıkararak şarkıyı seslendiren Rosemary Clooneyin davetkar sesinin de etkisiyle beklenmedik bir ilgiyle karşılaşan şarkı, tam sekiz hafta boyunca Billboard müzik dergisinin listelerinde ilk sırada kalmayı başarır. Öyle ki, 1951’in sonlarına doğru MGM, dönemin ünlü şovmeni ve oyuncusu Robert Q. Lewis’in Clooneyin davetine icabet eder tonda seslendirdiği “cevabı şarkı”, “Where’s-a Your House?”u (Evin Nerede?) piyasaya çıkarır ve o şarkı da büyük bir ilgiyle karşılanır.
Dönemin ünlü şarkıcılarından biri olan Kay Starr’ın “Gel, benim evime gel, gelirsen karını da unutur ve bütün bir ömür benimle mutlu olursun” gibi “cömert” bir teklif daha ekleyerek seslendirdiği “Come on-a My House”, caz sanatçısı ve oyuncu DeIla Reese’in ve daha sonra Ella Fitzgerald’ın kendi yorumlarını katarak seslendirmeleriyle iyiden iyiye dillerden düşmez hale gelir. “Gel, Benim Evime Gel”, kariyerinin en parlak günlerini yaşayan Rosemary Clooneyin 1956’da çıkardığı bir başka hit parçası olan “Mangos”a ve daha sonra dönemin diğer şarkıcılarına ve bestekarlarına da ilham kaynağı olur ve “Yeni Dünya” insanları iki çatlak kuzenin bir gece otobüste kafa kafaya verip sırf laf olsun diye yazdıkları şarkıyla birbirlerini evlerine davet eder olurlar, “Gel, benim evime gel, sana şeker veririm…”

 

“Nasıl olsa öleceksiniz”
“Sanırım, bir yazarın en somut tavsiyesi şu olabilir: Derin nefes almayı, yediğiniz yemeğin tadına varmayı, uyuduğunuzda gerçekten uyumayı öğrenmeye çalışın. Bütün gücünüzü kullanın ve tamamıyla canlı kalabilmeyi deneyin, güldüğünüzde bir cehennem gibi gülün ve öfkelendiğinizde gerçekten öfkelenin. Yaşamaya çalışın, nasıl olsa bir gün öleceksiniz.”
Eleştirmenlerce savruk olarak nitelenen “Saroyanesk” üslubunu “Bir Ermeniden bir İngiliz beyefendisi olmasını bekleyemezsiniz” diyerek savunan, “nasıl” yazdığından çok “niçin” yazdığına önem veren Saroyan 73 yıllık hayatı boyunca ilk kitabının önsözünde okuyucularına tavsiye ettiği gibi yaptı, “canlı kalmaya, yaşamaya” çalışın, yaşamak için, hala canlı olduğunu, yaşadığını hissedebilmek ve hissettirebilmek için yazdı. 18 Mayıs 1981’de ölmeden birkaç gün evvel bir gazeteciyi arayıp yorgun sesi ve kendine özgü muzipliğiyle “Evet, herkes ölmek zorunda, ama ben her zaman benim için bir istisna yaratılabileceğini düşünmüştüm, n’apıcaz şimdi?” derken aslında gerçek anlamda hiçbir zaman ölmeyeceğini, bundan yüz yıl sonra olsa bile iki yüzyıllık bir şarkı olarak insanları evine davet etmeye devam edeceğini çok iyi biliyordu.

Sitemize giriş yaparak kişisel verileriniz, site kullanımınızı analiz etmek, sosyal medya özellikleri ve reklamları kişiselleştirmek amacıyla çerezler aracılığıyla işlenmektedir. Detaylı bilgi için Çerez Politikası Metni’ni okuyabilirsiniz. Anladım butonuna tıklayarak açık rıza beyanında bulunmuş olursunuz.