Zabel Yesayan, ya da doğduğu zamanki adıyla Zabel Hovhannesyan, 5 Şubat 1878’de İstanbul’un Üsküdar semtinde doğdu. Üsküdar’daki Surp Haç İlkokulu’na devam etti. 1895’te ilk edebi eseri olan Yerk ar kişer (Geceye Şarkı) adlı mensur şiiri Arşag Çobanyan’ın Dzağig (Çiçek) dergisinde yayımlandı. Bunu, “ümit vaat eden genç bir yazar” sıfatını çabucak kazanmasını sağlayan diğer eserleri izledi. 1890’ların ortalarındaki politik kargaşa ve Ermeni katliamları döneminde, babasının tavsiyesi üzerine, hayatını kalemiyle kazanan diğer pek çok Ermeni gibi İstanbul’u terk ederek Paris’e gitti (Aralık 1895). Sorbonne’da edebiyat ve felsefe derslerini takip etti, böylece üniversiteye giden ilk Ermeni kadın oldu. Bir yandan da geçimini sağlayabilmek için Guy de Lusignan’ın Fransızca-Ermenice sözlüğünün düzeltmenliğini yapıyordu. 1900’de, daha önce İstanbul’da tanışmış olduğu İstanbul doğumlu ressam Dikran Yesayan ile evlendi. Sofi adında bir kız, Hrand adında bir erkek çocukları oldu. 1902’de İstanbul’a döndüler. Özellikle kadınlara hitap ettiği yazılarının hatırı sayılır bir bölümü bu dönemde kaleme alınmış, 1903 ve 1904 yıllarında Dzağig’de yayımlanmıştır. Bu dönemdeki en ünlü edebi eseri 1903’te yayımlanan Isbasman srahin meç (Bekleme Odasında) adlı romanıydı, ayrıca yazıları Masis ve Arevelyan mamul (Doğu Basını) gibi dönemin en önde gelen süreli yayınlarının sayfalarında yer alıyordu. Yesayanların İstanbul’da geçinemeyip 1905’te Paris’e geri dönmeleri basında büyük bir tartışmaya yol açtı ve İstanbul Ermeni cemaati bu genç çiftin yeteneğinin değerini bilmemekle suçlandı.
1905’te Arevelyan mamul‘da Ermeni aydın portrelerinin hicvedildiği Geğdz hancarner (Sahte Dâhiler) adlı romanı yayımlanmaya başladı. “Otorite”ler, polemik yaratan bu eserde karakterlerin gerçek hayattan alındığı gerekçesiyle baskıda bulununca, romanın yayımı yarım kaldı. 1907’de romanı Şnorkov martig‘i (Erdemli İnsanlar) diğer eserlerinin de bulunduğu bir derleme içinde yayımladı. Böylece daha önceden dergilerde tefrika edilen eserleri ilk defa bir kitapta toplanmış oldu. Bu kitap, büyük övgü topladı. Böylece, Yesayan’ın edebi yeteneği tartışılmaz bir şekilde tanınmış oluyordu.
1908’e dek Paris’te kaldı. Jön Türk Devrimi’nden sonra İstanbul’a geri döndü. 1909 yılının nisan ayında, Kilikya’da Ermeni katliamını takip eden günlerde, durum hakkında ilk elden bilgi edinmek üzere yakıp yıkılan yerleri ziyaret eden aydın ve siyasilerin yer aldığı heyetin içinde Yesayan da bulunuyordu. Orada üç ay geçirdi ve izlenimlerini, yaptığı araştırmaları, kurbanların anlattıklarını 1911’de İstanbul’da Averagnerun meç (Yıkıntılar Arasında, Türkçe baskısı: Aras Yayıncılık, 2013) adlı eserinde topladı. 1910’da Paris’e gitti ama babasının sağlığı bozulunca 1911’de İstanbul’a geri döndü. 1914’te Yerp aylevıs çen sirer (Artık Sevmediklerinde) adlı eserini yayımladı. Birinci Dünya Savaşı başladığında oğluyla birlikte İstanbul’da, eşi ise kızıyla Paris’teydi. 1915’te birçok ünlü Ermeni aydın ve siyasetçi Jön Türklerin talimatlarıyla öldürüldüğünde, Yesayan benzer bir sondan kaçmak için bir hastanede saklandı. Kendini önce Türk bir kadın, sonra da Rum bir dantelci olarak tanıtarak Bulgaristan’a kaçtı. Oğluyla ancak 1917’de, Hrand İstanbul’dan Bulgaristan’a geldiğinde bir araya gelebildi.
1917’de Bakü’de Ermeni mülteciler ve yetimler için yardım toplama faaliyeti içerisindeydi. Aynı yıl, 1915 ve sonrasında yaşananların bütün korkunçluğunu betimlediği Joğovurti mı hokevarkı (Bir Halkın Son Nefesi) adlı eserini yayımladı. 1918’de Kilikya, İskenderiye, Beyrut ve birçok farklı şehre dağılmış Ermeni yetimlere yardım etmek için Bakü’den ayrıldı. 1921’de Paris’e döndü. Bu dönemde yayımlanan en önemli eserleri Verçin pajagı (Son Kadeh, 1917) ve Hokis aksoryal (Ruhum Sürgünde, 1922) oldu. Paris’te yayımlanan Yerevan (Erivan) dergisinde çalıştı. 1926-27 yıllarında Moskova’yı ve Sovyet Ermenistanı’nı ziyaret etti ve 1928’de Marsilya’da, Sovyet sisteminden övgüyle söz ettiği izlenimlerini Brometeosın azadakrvadz (Kurtarılmış Prometheus) adı altında yayımladı.
1933’te Sovyet Ermenistanı’na yerleşmek üzere Paris’ ten ayrıldı. Orada, Ermenistan Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulu üyesi oldu ve Erivan Devlet Üniversitesi’nde Batı Ermeni edebiyatı dersleri verdi. Bu döneme ait en dikkat çekici eserleri Grage şabig (Ateşten Gömlek, 1934) ve Silihdari bardeznerı (Silihdar Bahçeleri, 1935) oldu. 1937’de Stalin kovuşturmaları sırasında tutuklanıp Sibirya’ya sürüldü. 1942 ya da 1943’te orada, tam olarak bilinemeyen koşullar altında öldü.
(Yesayan hakkında, burada verdiğimiz yaşamöyküsü için de yararlandığımız etraflı bir inceleme için bkz. Hasmig Khalapyan, “Kendine Ait Bir Feminizm: Zabel Yesayan’ın Hayatı ve Eserleri”, Bir Adalet Feryadı içinde, Derleyen: Lerna Ekmekçioğlu – Melissa Bilal, İstanbul: Aras Yayıncılık, 2010 (ikinci baskı), s. 167-200.)
• Hazal Halavut’un, “Zabel Yesayan’ı Keşfetmek ya da Bir Zamanlar Felaket” başlıklı yazısı için tıklayın.