Kitaptaki karikatürlerden bana en sıcak geleni ve felsefi derinliğe sahip olanı, İstanbul'un cami ve kiliselerden oluşan klasik kıyı siluetine uzaktan bakan bir Ermeni'yi bir konuşma balonuyla yansıtanıdır. Balonundaki söz: "Yediğim balık, içtiğim rakı, hiçbir şeyin tadı yok...Kendi kendime diasporayım artık…"
Hrant Dink'in ölümü bütün kimlikleri aynı paydada tekleştirip sıfırlarcasına geniş kitleleri derinden etkiledi. Karikatürümüzün kahramanı Ermeni, kendi cemaatini temsil…
Belki o gün fark edemedim, o an hissedemedim ama, 19 Ocak 2007 hayatımı bir anda ikiye böldü. Bundan böyle benim için artık yaşam, "Hrant'tan önce, Hrant'tan sonra" diye yeni ve çok mutsuz, çok umutsuz, çok keyifsiz bir süreçe girdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, ne dünya, ne Türkiye, ne de ben. 19 Ocak'tan önce dünyanın hali çok mu iyiydi? Hayır,…
Aret'in 19 Ocak sonrasında çizdiği karikatürlerde mizahtan çok, kırgın, küskün bir ironi var. Kara mizah da değil, olsa olsa 'acı mizah' bu… Bizlere acısını göstermeye çalışmıyor; aksine, tam da acının içinden çiziyor; çizerin iç dünyasındaki gelgitleri ve yaşadığımız ülkeyle kavgasını görüyoruz bütün çıplaklığıyla.
Aret'le aynı yerde, Kurtuluş'ta doğduk. İlkokula ikimiz de, birkaç yıl sonra öğrencisizlikten kapanacak olan Elmadağ'daki Lusavoriçyan'da…
Aret Gıcır'ın 2005'te çıkan bir kitabına yazdığı önsözde, sevgili Hrant Dink, "Bir çizerin çizgisini yenilemesi intihardır" diyor. Doğru yanları var bu sözün; ama, genç yaşta bir çizgi tutturmuşsanız onu geliştirmek her zaman kolay olmayabilir. Galiba en iyisi deneyim kazandıkça çizgiyi olgunlaştırmaktır. Karikatürcünün genç yaşta 'bulduğu' çizgisinden hoşnut olması onu 'nasıl' çizdiğiyle değil, 'ne' çizdiğiyle ilgilenmeye götürür. Artık her şeyi yıllarca…
Aret Gıcır'ın karikatürleri arasında tam 12'den vurduğunu düşündüklerim var. "Eskiden Kürt de yokdi" diyen de, "Önce İnsan" diyen de, "Biz"in nasıl, hangi anlamlar yüklenerek kullanıldığına dikkat çeken de, meseleleri en hassas yerinden yakalıyor. Ama hangi karikatürün hangi ruh halimi yansıttığı sorusuna vereceğim cevap, kitabın 13. sayfasında. Bu kaybın yarattığı iki ihtiyaç oldu bende. Biri kendimi sokaklara atmak, isyanımı bağırmak ve…
Çok uzak değil, daha geçenlerde aktör-rejisör Kenan Pars'ın ölümünün ardından bir TV kanalı bizi korkunç bir gerçekle yüzleştirdi: "Kenan Pars aslında Kirkor Cezveciyan adında bir Ermeni'dir." Bütün hayallerimiz yıkılmak üzereydi ki, müteveffa ölüm döşeğinde (aile yakınlarının ifadesiyle) defalarca salavat getirerek yüreğimize su serpmişti. Biz de böylece, geride bıraktığı yüzlerce siyah-beyaz akan görüntüde onu "içimizdeki şüphe" olarak görmekten kurtulmuş olduk. Aret…
Mizahın rahatlatıcı bir etkisi olduğu söylenir. Bu etkiyi hissettirebilmek için, öncelikle baskıcı çevrelerin uyguladığı sınırlamaları ortadan kaldıracak iddiada bir icraat gerekir. On yıl önce, bu rahatlamayı sağlama sorumluluğunu üstlendiğinde, Kemal Gökhan'la birlikte Aret'in yanındaydık. Bu etkiyi Agos'ta yaratmanın ne denli zor olduğunu biliyorum. Baskıların boca edildiği bir mecrada karikatürcü olmak, insanların kafasındaki kalıpları bozmaya çalışmak kolay değildir gerçekten… Aret'in ilk çizimlerini…
Aret Gıcır'ın karikatürleri/ karikatürü bende şu Ermeni Hissiyatlanması'nı yarattı. Geçen gün baktım komşum, camına "Hrant için, Adalet için" yazısını dayamış.
Kaygılandım anında.
Ya camını taşlarlarsa, bir şey yaparlarsa diye. Korktum.
Evlerden sarkan bayrakları görünce de kaygılanıyorum. "Burası Türkiye. Bayram değil seyran değil. Niye bu bayraklanmalar? İşgal altında mıyız?" oluyorum.
Son kertede HEPİMİZ ERMENİ'YİZ. Demokrat olanlarımız, faşizme/ ırkçılığa…
Aret Gıcır'ın, 19 Ocak 2007'de sevgili Hrant Dink'in katledilişinin yol açtığı yığınsal infiali ve bunun öncesi ile sonrasındaki sosyopatolojik gelişmeleri konu edinen, '19 Ocak Öncesine Dönmek İstiyorum' travmatik başlığı altında, Agos'ta çizdiklerinin hemen hepsi de dile getirdikleri sorunsallar bağlamında önemlidirler. Aret Gıcır'ın yüreğine bereket, ellerine sağlık… Belgesel nitelikli toplumsal bir günlük gibi her birinin iç burkan satır aralarında gezinirsek, her…
Aret Gıcır'la TESEV için Türkiye'de Ermeniler üzerine yaptığımız ve yakında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları'ndan çıkacak olan bir araştırma vesilesiyle tanışmıştım. Yıl 2002'ydi ve araştırma için yaptığım bu ilk görüşmede Aret Gıcır'ın ilk kitabı 'Azınlıkyan' üzerine konuşmuştuk. Aslında Azınlıkyan'ın içinde gezindikçe, Gıcır'ın kendisiyle konuştukça, "Türkiye'de Ermeni –ya da 'azınlık'– olma"nın ne anlama geldiği bu kadar sade ve bir o kadar derinliğine…