İstanbul'da yaşayan Yahudi tüccar Leon Bahar, 1942'de İstanbul Valiliği'ne yazdığı mektupta, "Para ve servetten evvel vatanın selametini düşünen ve Türklüğün yapıcılığına inanmış bir ferdim" diyordu Varlık Vergisi'ne muhalefetini anlatacak zarif bir mektuba başlarken.
Bahar, o yıl Türkiye'de Varlık Vergisi'nin uygulandığı binlerce gayrimüslimden biriydi.
"Vücudumdaki kan, verginin kıymetine tekabül ederse feda olsun. Yeter ki bugüne kadar lekesiz yaşamışken arkama…
2008'den bu yana çalışmalarını Clark Üniversitesi Tarih Bölümü Holokost ve Soykırım Çalışmaları Merkezi'nde sürdüren Taner Akçam yeni bir kitap kaleme aldı. Aras Yayıncılık'tan çıkan “Ermeni Soykırımı’nın Kısa Bir Tarihi” başlıklı kitap vesilesiyle Taner Akçam ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Yeni kitabınız sadece bir derleme gibi mi yoksa yeni analizler, bilgiler ya da yeni yaklaşımlar da yer alıyor mu?
Hepsi birden.…
DUVAR - “Kendimi seçme şansım yoktu. Dünyaya geliverdim” diye yazmış William Saroyan. “Bir yazar olaraksa, seçeneklerim sınırsızdı, ama yine de bir seçimde bulundum. İhtimal, kanıt, hatta gerçeklik dahil hiçbir şeyin gözümü korkutmasına izin vermemeyi seçtim” diye de devam ediyor.
Hırslı değil,…
Bugün, Ermeni Soykırımı'nın 106. yıldönümü. Amerikalı yazar Mark Mustian'ın Türkiye'de yeni çıkan kitabı "Jandarma", 106. yıldönümünde soykırımı, soykırıma ortak olan bir Osmanlı jandarmasının gözünden anlatıyor. Kitapta denildiği gibi "kayıtsızlık en büyük kötülüktür".
"Ona anlatıyorum, en azından deniyorum. Türkiye'denim. Savaşta çarpışmışım. Yaralanmış ve kurtarılmışım. Göçmenim. Babayım. Gerçi ona öncesinde olanları, şu an bildiklerimi, anımsadıklarımı söyleyemem. Bir jandarma... katil olduğumu. Taşıdığım…
Taner Akçam'ın 'Ermeni Soykırımı’nın Kısa Bir Tarihi' kitabı yayımlandı. Akçam, “Yüzleşmeyi, suçlama vasıtası olarak görmemek gerekiyor. Devleti suçlayarak işin içinden kolayca çıkamayız" dedi.
DUVAR - Ermeni Soykırımı'nın tüm veçheleri ile birlikte ele alınması Türkiye için hep netameli yaklaşılan bir konu oldu. Kaçınılmaz bir şekilde, bu topraklarda yaşayan hemen herkes için sert bir yüzleşmeye sebep olacak geçmiş bilgisi, reel politik hesaplara…
1939’da Hatay’ın Türkiye topraklarına dahil edilmesiyle, daha 1915’in yaralarını saramayan Ermeniler için yeni bir göç dalgası başladı. “Belki bir gün geri döneriz” diye gidenlerin hafızasında tek bir imge kaldı: Musa Dağı
Medeniyetler şehri Antakya. Hep böyle bildik. Peki, kaç medeniyet bu topraktan doğdu? Kaç toplum ağacından, suyundan doydu? Kaç kültür filizlendi, kaçı kök saldı? Ve kaçı kökünden sökülüp atıldı?…
Lerna Ekmekçioğlu’nun ‘Bir Milleti Diriltmek (1919-1933): Toplumsal Cinsiyet Ekseninde Türkiye’de Ermeniliğin Yeniden İnşası’ başlıklı kitabı Aras Yayınları’ndan çıktı. Ekmekçioğlu, kitabında, I. Dünya Savaşı sonrasında işgal altındaki İstanbul’da hayatta kalan Ermenileri mercek altına alarak Ermenilerin hangi siyasi, ekonomik ve toplumsal adımlarla kendini yeniden inşa etmeye çalıştığını, bu süreçte toplumsal cinsiyet rollerinin hangi şekillerde yeniden üretildiğini araştırıyor. Kitabın odağında ise dönemin kadın…
Gazeteci-yazar Serdar Korucu’nun iki yeni kitabı, ‘Sancak Düştü: İskenderun Sancağı’ndan Hatay’a Ermeni Meselesi’ ve ‘Ahalinin Gidişi: Musa Dağ 1939’ Aras Yayıncılık’tan çıktı. Korucu ile kitaplarından yola çıkarak, dünden bugüne Antakya Ermenilerini konuştuk.
1939’da Hatay’ın Türkiye topraklarına dahil edilmesi ya da iltihakı, o zamana kadar bölgede yaşayan Ermeniler için yeni bir göç dalgası başlattı. 1915'in izlerinin hala sıcak olduğu bir dönemde…
Gazeteci- Yazar Serdar Korucu’nun Aras Yayınları’ndan “Ahalinin Gidişi” ismiyle okurla buluşturulan kitabını, sadece bir sözlü tarih çalışması olarak anlatmak en başta soykırımın varlığını azımsamak olur.
Araksi Silahlı, Panos Çapar, Sarkis Hagop, Manaşag Arakel Kendirciyan, Maritza Ohannesya, Zaber Mardiyan…
Onlar, 1939’da Antakya Samandağ ilçesindeki Musa Dağı köyünden ayrılmak zorunda kalan Ermeniler… Şimdilerde kimi Fansa’da kimi Lübnan’da kimileri de dünyanın farklı…
Chris Bohjalian, Türkçede yayımlanan ilk kitabı Kumdan Kale Kızları'nda Bedrosyan ailesinin Anadolu’dan Halep’e, oradan da Amerika’ya uzanan sürükleyici hikâyesini anlatıyor.
Adım “Sizler” değil, ama başka gezegenden bir uzaylı, yıllardır yabancılarla girdiğim diyalogları anlamlandırmaya çalışsa öyle olduğunu sanabilir. (Buna kızmıyorum, yalnızca komik geliyor.) Çocukken de genç bir kadınken de ne zaman yeni biriyle tanışsam, soyadım Bedrosyan olduğu ve “yan”la bittiği…