"Her işte bir hayır vardır denir" denir, galiba öyle. Malum, son yıllarda gündemden düşmeyen konulardan biri de "Ermeni meselesi." Hakkında sık sık yazılıp çizildiğini görüyoruz. Ne yazık ki sesi daha çok duyulanlar tarihten husumet çıkarma amacıyla konuşanlar oluyor. Meymenetsiz kelamlar duyuyoruz. Görünen bunun devam edeceği. Ancak en tatsız yanlarıyla gündeme geldiyse de tüm hu gelişmelerin göz ardı edemeyeceğimiz bir yararı…
Aras Yayınları'ndan çıkan Takuhi Tovmasyan'ın "Sofranız Şen Olsun" adlı kitabı Sula Bozis tarafından çevrildi. Tovmasyan geçen hafta imza günü için Atina'daydı.
Takuhi Tovmasyan'ın Aras Yayınları'ndan çıkan yemek anı kitabını daha önce de sayfalarımıza konuk etmiştik. Sula Bozis ismini ise Güllüoğlu Baklavacısı'nda gerçekleştirilen bir kitap tanıtımından hatırlayacak okurlarımız. İşte daha o aylarda başlayan İstanbullu bir Ermeni ile Atinalı…
Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Oynamamız bundandır.
Kara topraklarla binlerce yıl."
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Mıgırdiç Margosyan'ın son kitabı "Tespih Taneleri"nin sayfaları önümde açıldıkça, zihnimin duvarlarında yankılanan dize buydu. Binlerce yıldır, içinde yaşadığımız dünyanın çamurdan bin bir suretini yoğurup durmamız, kendi öykümüzü kendimize binlerce değişik formda yeniden, yeniden anlatmamız belki de bundandı. Margosyan'ın kitabında, bu kez çocukluğundan…
Bundan iki yıl kadar önce, (tesadüf eseri) bir kitap tanıtım dergisinin basındaydım. İlk kez o zaman fark etmiştim piyasada "eski" kitaplar "yok hükmünde" muamele görüyor. Burada eskiden kasıt, sahaflık, müzayedelik, antika kitaplar filan değil. Mesela içinde bulunduğumuz yılın ilk aylarında basılan kitaplar bile "eski" kategorisine dâhil ediliyor. Bundan beş-altı ay önce piyasaya çıkmış bir kitap, eğer o günlerde tanıtıldıysa ne…
Aras Yayıncılık 'tan çıkan '1914 Öncesi Ermeni Köy Hayatı' adlı kitap Ermeni kültürünün 'dün'ünü gözler önüne sererken yitip giden gelenekleri de açığa çıkartıyor.
Geçtiğimiz günlerde Aras Yayıncılık aracılığıyla okurlarla buluşan bir kitap tabiri caiz ise Ermeni Kültürü'nün 'değişim miladı' olarak nitelendirebileceğimiz 1914 öncesini sosyal yaşam bağlamında gözler önüne seriyor. Yayınevinin inceleme dizisinden çıkan "1914 öncesi Ermeni Köy Hayatı" başlıklı…
Mıgırdiç Margosyan'ın "Tespih Taneleri" isimli kitabı yayımlandı. Margosyan, yaklaşık 500 sayfalık romanında Türkçe, Kürtçe ve Ermenicenin olanaklarından ve özyaşam öyküsünden yola çıkarak dağılan hayatları anlatıyor.
Dişçi Sarkis... Ya da Dişçi Ali... 17 yaşına kadar bir Müslüman gibi yaşayan, Ermeni kimliğine bir hayat alanı bulamayan ve bu nedenle de çocuklarının Ermeniceyi öğrenmelerini özellikle isteyen Dişçi Sarkis, oğlu Mıgırdiç Margosyan'ın İstanbul'a…
Lele kurban zor gelir Buralardan giden zor gelir...
Kerem ke Mıgırdiç Axparîk!
Tespih! Çekilirken, ya da Diyarbekir usûlü elde, tur attırılırken hoştur da! İpi kopup her bir tanesi bir yana dağılınca toplanması güçtür. Toparlansa bile aynı düzen içinde yeniden ilk hâli gibi, şekle girmesi zor iştir vesselam. İmkânsızdır.
512 sayfalık kitabı, Mıgırdiç Margosyan'ın 'Tespih Taneleri'ni okuyup bitirdiğimde…
Kitap, hem Ermeni hem de Anadolu Köy Hayatını Anlatıyor.
Kitap vitrinlerinde yerini alan "1914 Öncesi Ermeni Köy Hayatı" o yıllarda yaşayan Ermenilerin ve Türklerin arasında, bugün dahi süren benzerlikleri görmemize yol açıyor.
Ötekileştirdiklerimizin bize ne kadar benzediğini, yıllardır bize öğretilen ve yüklenen düşmanlıkların aslında ne kadar boş ve abartılı olduğunu anladığımız gün, hayatımız ve yaşadığımz dünyanın çehresinin de…
Mıgırdiç Margosyan, modern roman formunun eşiğindeki tezgâhından kendi 'diyar'ına dair unutulmaya yüz tutmuş yaşanmışlıkları yansıtmayı, bu yaşanmışlıklardan çarpıcı kesitler sunmayı sürdürüyor. Onun, kitaplarında yansıttığı tanıklıklar olmasaydı, Diyarbakır'ın bir dönemine damgasını vuran, farklılıklarla örülü kültürel dokusu bir daha anımsanmamak üzere kaybolup gidecekti. Bunun içindir ki Varbet Margosyan her şeyden önce iflah olmaz bir folklar ustasıdır.
Tespih Taneleri, Margosyan'ın bu ustalığını…
Dar çamurlu sokakları, yıkık eski evlerle sıvasız briket duvarlar kuşatıyordu.
Kışın bile ayakkabısız ve çorapsız çocuklar, çıplak ayaklarına lastik terlik giyerlerdi.
Zorunlu göçün hayatlarını darmadağın ettiği insanlar yaşardı çoğunlukla. Her evin kapısından sokağa ağır bir yoksulluk kokusu vururdu.
Ulu Cami'yi gördükten sonra yıkık Ermeni Kilisesi'ne gitmek, Cahit Sıtkı Tarancı'nın evini Cemil Paşa'nın konağının önünden şöyle bir geçmek…