Tomris Alpay, 1950’li yıllar İstanbul’undan kadın hikâyeleri anlatıyor bize. Gülsün’ün, Ağavni’nin, Zilha’nın, Nurhayat’ın, Eleni’nin… Sarmaşık Sokak’tan Burgazada’ya, Tenedos-Bozcaada’dan Taşoz’a, anakara ile adalar, insanın kendi iç adacıklarıyla başka insanlarla bir araya gelerek oluşturduğu anakaralar arasında ince ince işlenmiş ruh hallerini birbirine bağlayan su duruluğunda öyküler bunlar. Alpay, bir mahallenin kadınlarını, onlar arasındaki bağları, gençliği, yaşlılığı, sevdayı, meşki, belleğin katmanlarında saklı acılı…
Ermenilerin Anadolu coğrafyasında yaşadığı yörelerin tarihi üzerine hazırladığı monografileriyle tanınan Arşag Alboyacıyan’ın Türkçeye çevrilen bu ilk eseri, Malatya ve çevresinin en eski zamanlardan 20. yüzyıl başına dek tarihini hayranlık uyandırıcı bir titizlikle ele alıyor. Büyük tarihçi, coğrafya, arkeoloji, kültür, mimari, siyaset, folklor gibi farklı disiplinlerin sağladığı bilgiler ışığında, yörenin olabilecek en derinlemesine hikâyesini koyuyor ortaya. Çalışma, sadece Ermenilerin değil, Malatya…
Amerikalı yazar Nancy Kricorian Türkçeye çevrilen üçüncü romanı Işık Hep Oradaydı’da bu kez bizi işgal altındaki Paris’e götürüyor. Kricorian, Nazilerin Haziran 1940’ta Paris’e girmesiyle başlayan romanında, Paris’in banliyölerinde yaşayan göçmen bir Ermeni ailenin dört yıl süren işgal ve savaşın getirdiği sefalet karşısında hayata tutunma çabasını anlatarak dönemin atmosferini yakalamayı başarıyor. Siyasi şiddet, katliamlar, açlık ve güvensizlik ortamında dahi direnişin ve…
Ermenicede Amida ya da Dikranagerd, Kürtçede Amed diye anılan Diyarbakır şehrinin sofra kültürü, asırlardır bu yörede yaşayan halkların birlikte var ettiği ortak bir değerdir. Diyarbakır’da doğup büyüyen, bugün artık İstanbul’da yaşasa da memleketini daima içinde taşıyan Silva Özyerli, Diyarbakır yemekleri hakkında uzun yıllara dayanan araştırma, keşif, deneme ve üretimlerinin meyvesi olan Amida’nın Sofrası’nda, tüm birikimini alanının en özgün kitaplarından birini…
Mıgırdiç Margosyan’ın Evrensel gazetesinin 7 Haziran 1995 tarihli ilk sayısında yayımlanan yazısının başlığı “Beyin Meselesi”ydi. Aradan geçen 24 yılda Margosyan yazılarına devam etti. Kendi deyimiyle o “kel ve ehmak” kafası ve kendine has üslubuyla meselelere yaklaşmaya, çoğu kez ironinin kadife eldiven altındaki çelik yumruğuyla cevaplar vermeye, çözüm aramaya, kafa yormaya devam etti. Memleket Meselesi de bu yazıların genişçe bir toplamından…
Ermeniler 1915’te asırlardır yaşadıkları topraklardan koparıldıklarında artlarında yalnızca evlerini değil devasa bir kültürel mirası da bıraktılar. Bu mirasın en zengin kalemlerinden olan müzik, Osmanlı halkları için bir ortak üretim zeminiydi. Soykırımdan sağkalanlar ve onların torunları, fiziksel ve ideolojik sürgünlerinde, soykırımın faili olarak gördükleriyle tüm ortaklıkları reddederken, müzik de bu reddedişten nasibini aldı. Zamanla ortak şarkılar siyasi ve toplumsal baskılarla diaspora…
100. yılını tamamlamış olan Ekim Devrimi üzerine yeni çalışmalar, Devrim’in bir merkezden başlayarak çevreye yayıldığı şeklindeki geleneksel algıyı önemli ölçüde kırmış bulunuyor. Ronald Grigor Suny’nin 1972 tarihli Bakü Komünü kitabı bu açıdan öncü bir eser olarak kabul ediliyor. Suny, Bakü Komünü’nde yalnızca çevreden bir bakışla Sovyet Devrimi’nin bütünlüğüne katkıda bulunmakla kalmamış, aynı zamanda devrim tarihi içinde son derece özgün bir…
Varto, 1915’te başlayıp günümüze dek süren bir maceranın izini sürüyor. Birinci Dünya Savaşı’nın felaketlerle dolu karanlık günlerinde, Anadolu’nun doğusunda bir köyde, biri kız, biri erkek iki kardeşin, Maryam ve Varto’nun yolu, daha önce hiç tanımadıkları bir gençle, Hasan’la kesişir. İki kardeşin ailesi, adına “tehcir” denen bir ölüm yürüyüşüne çıkarılmıştır ve Hasan’ın son nefesine vermek üzere olan hasta babası, oğlundan, insaniyet…
William Saroyan’ın 1938 yılında kaleme aldığı ve aynı yıl Broadway’de sahneye konulan Yüreğim Dağlardadır kendi zamanının çok ötesinde bir oyun. 1914 yılının Fresno’sunda, aç bir şairle oğlunun, yolunu kaybetmiş, kendini dünyadan kopmuş gibi hisseden Mac Gregor adında ihtiyar bir Shakespeare aktörüyle karşılaşmasını konu alan bu tek perdelik metin, Saroyan’ın birçok öyküsü gibi, gerçeküstücü bulunmuştu. Birçok eleştirmen oyunu, dönemin daha geleneksel ve gerçekçi…
Aynı anda hem Pulitzer Ödülü’nü hem New York Drama Eleştirmenleri Ödülü’nü alan ilk oyun olma özelliğini taşıyan En Güzel Günlerin, 1939’da San Fransisco’nun köhne bir rıhtım barında geçen beş perdelik bir dram. Oyunu, “Her yazar bir işçidir nasılsa” saikiyle New York’taki bir otel odasında her gün bir perde yazmayı planlayarak, bir işçinin haftalık çalışma süresi olan altı günde bitirmeyi hedefleyen Saroyan,…