Arkadaşlarla kurulan bağlar sımsıkı mıdır, yoksa ilk rüzgârda sarsılır mı?
Büyük bir parktaki yüksek bir ağaçta ailesiyle birlikte yaşayan Povilas, şehirde pek kimsenin tercih etmediği, ormanın içinden geçen patikayı keşfeden, buradan yürümekten keyif alan ve uzun uzun etrafı seyretmeyi seven bir çocuktur. Bir gün, bu yol üzerinde bir tilkiyle karşılaşır, üstelik bu tilki salıncakta sallanıyordur! Tilkiyle Povilas’ın gün geçtikçe güçlenen…
Aslan Kadının Mirası, Arlene Voski Avakian’ın, Amerika’da geleneksel bir Ermeni aileden gelip bir kadın ve feminist olarak kendini inşa edişinin zorlu serüvenini anlatıyor. 1915’te soykırımdan sağ kurtulmuş bir ailenin üçüncü kuşaktan torunu olan Avakian, geleneksel orta sınıf değerlerle donanmış bir ortamda yetiştikten sonra kişiliğini, kimliğini arama ve bulma mücadelesini adım adım ilerleyerek aktarıyor metinde. Sahiciliği yazarın her an kendini sorgulayan…
Bambaşka Bir Bahar, 20. yüzyılda Ermenice şiiri derinden etkilemiş isimlerin başında gelen Zahrad’ın Türkçeye çevrilen bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Şairin, Ohannes Şaşkal tarafından çevrilen ve farklı zamanlarda, farklı yayınevleri tarafından yayımlanan şiirlerini derleyen Bambaşka Bir Bahar, bugün artık ulaşılması neredeyse imkânsız hale gelmiş bu kitapları tek bir ciltte toplarken, Zahrad’ın nüktedan, incelikli, bilge şiiri hakkında etraflı bir fikir veriyor. Şairin…
Զաւէն Պիպեռեանի առաջին վէպն է «Լկրտածը», որ հրատարակուած է 1959-ին։ Հանրապետական շրջանի ստանպուլահայ գրականութեան անդրանիկ վէպերէն մէկն է այս ստեղծագործութիւնը, որ արժանացած է ժամանակակիցներու դրական գնահատանքին։ Պոլսոյ ամարանոցային աւաններէն մէկը՝ Էրենգիւղը, թատերաբեմն է շաբաթավերջեան իրադարձութիւններու։ Հասարակական տարբեր խաւերուն դրացնութիւնը կամ անոնց հեռաւորութիւնը, անկախ իրենց ազգային պատկանելիութենէն, Պիպեռեան կու տայ լեզուական հնարքներով, շարժանկարային հատու դրուագումներով՝ նրբօրէն զարգացնելով ծածուկ լարուածութիւնը, որ վէպի…
Tomris Alpay, 1950’li yıllar İstanbul’undan kadın hikâyeleri anlatıyor bize. Gülsün’ün, Ağavni’nin, Zilha’nın, Nurhayat’ın, Eleni’nin… Sarmaşık Sokak’tan Burgazada’ya, Tenedos-Bozcaada’dan Taşoz’a, anakara ile adalar, insanın kendi iç adacıklarıyla başka insanlarla bir araya gelerek oluşturduğu anakaralar arasında ince ince işlenmiş ruh hallerini birbirine bağlayan su duruluğunda öyküler bunlar. Alpay, bir mahallenin kadınlarını, onlar arasındaki bağları, gençliği, yaşlılığı, sevdayı, meşki, belleğin katmanlarında saklı acılı…
Ermenilerin Anadolu coğrafyasında yaşadığı yörelerin tarihi üzerine hazırladığı monografileriyle tanınan Arşag Alboyacıyan’ın Türkçeye çevrilen bu ilk eseri, Malatya ve çevresinin en eski zamanlardan 20. yüzyıl başına dek tarihini hayranlık uyandırıcı bir titizlikle ele alıyor. Büyük tarihçi, coğrafya, arkeoloji, kültür, mimari, siyaset, folklor gibi farklı disiplinlerin sağladığı bilgiler ışığında, yörenin olabilecek en derinlemesine hikâyesini koyuyor ortaya. Çalışma, sadece Ermenilerin değil, Malatya…
Amerikalı yazar Nancy Kricorian Türkçeye çevrilen üçüncü romanı Işık Hep Oradaydı’da bu kez bizi işgal altındaki Paris’e götürüyor. Kricorian, Nazilerin Haziran 1940’ta Paris’e girmesiyle başlayan romanında, Paris’in banliyölerinde yaşayan göçmen bir Ermeni ailenin dört yıl süren işgal ve savaşın getirdiği sefalet karşısında hayata tutunma çabasını anlatarak dönemin atmosferini yakalamayı başarıyor. Siyasi şiddet, katliamlar, açlık ve güvensizlik ortamında dahi direnişin ve…
139,00 ₺
Etiket Fiyatı: 360,00 ₺
Ermenicede Amida ya da Dikranagerd, Kürtçede Amed diye anılan Diyarbakır şehrinin sofra kültürü, asırlardır bu yörede yaşayan halkların birlikte var ettiği ortak bir değerdir. Diyarbakır’da doğup büyüyen, bugün artık İstanbul’da yaşasa da memleketini daima içinde taşıyan Silva Özyerli, Diyarbakır yemekleri hakkında uzun yıllara dayanan araştırma, keşif, deneme ve üretimlerinin meyvesi olan Amida’nın Sofrası’nda, tüm birikimini alanının en özgün kitaplarından birini…
Mıgırdiç Margosyan’ın Evrensel gazetesinin 7 Haziran 1995 tarihli ilk sayısında yayımlanan yazısının başlığı “Beyin Meselesi”ydi. Aradan geçen 24 yılda Margosyan yazılarına devam etti. Kendi deyimiyle o “kel ve ehmak” kafası ve kendine has üslubuyla meselelere yaklaşmaya, çoğu kez ironinin kadife eldiven altındaki çelik yumruğuyla cevaplar vermeye, çözüm aramaya, kafa yormaya devam etti. Memleket Meselesi de bu yazıların genişçe bir toplamından…
Ermeniler 1915’te asırlardır yaşadıkları topraklardan koparıldıklarında artlarında yalnızca evlerini değil devasa bir kültürel mirası da bıraktılar. Bu mirasın en zengin kalemlerinden olan müzik, Osmanlı halkları için bir ortak üretim zeminiydi. Soykırımdan sağkalanlar ve onların torunları, fiziksel ve ideolojik sürgünlerinde, soykırımın faili olarak gördükleriyle tüm ortaklıkları reddederken, müzik de bu reddedişten nasibini aldı. Zamanla ortak şarkılar siyasi ve toplumsal baskılarla diaspora…