Kırdan kente göç ve modernleşmeyle gelen büyük değişimin hemen öncesindeki, bugün artık sadece soluk izleri kalmış bir İstanbul'a ait öyküler, Aras Yayıncılık'tan çıkan "İstanbul Yolcuları" kitabıyla okurlarla buluşuyor.
Esther Heboyan'ın yazdığı kitabı Fransızca'dan Türkçe'ye Sosi Dolanoğlu çevirdi. Fransızca basımı "Passagers d'Istanbul" adıyla 2006'da Marsilya'da yapılan İstanbul Yolcuları dokuz öyküden oluşuyor. Türkçe baskıda, yazarın Türkçe olarak kaleme aldığı bir önsöz…
Tarih boyunca isminin geçtiği ağır mücadelelere, toprak kavgalarına, istilalara ve felaketlere ev sahipliği yapmış toplum olarak Ermeniler hem akıllarda, hem de bugüne dek pek çok araştırmacı ve siyaset bilimcinin çalışmalarında yer edindi.
Fransız tarihçi René Grousset, ilk kez 1947 yılında yayımladığı kitabı Ermenilerin Tarihi'nde, Ermeni halkının, milattan önce ikinci ve üçüncü binyıllara kadar uzanan tarihini inceliyor. Kitabında, Ermenistan'da ve…
" Bi ana çocığını hanki dille severse sevsin, heç fark etmez. Anaların dili onların yüreğinin sesidir ." (s: 493.)
Bu satırlar, Mıgırdiç Margosyan'ın yeni yazdığı Tespih Taneleri kitabından alıntı. Kitabı okudum; sürükleyici ve düşündürücü. Okuyanı kendi iç dünyasında yolculuğa çıkaran, kendi geçmişiyle yüzleştiren bir yapıt. Bir Diyarbakırlı olarak bu kitabı okurken, biraz yaşadığım diyarın geçmişteki yaşamı gözümde canlandı, ama…
1914 Öncesi Ermeni Köy Hayatı, Anadolu'nun çeşitli yörelerinde doğup büyüdükten sonra yaşamlarını Amerika'da sürdüren kırk sekiz Ermeni ile yapılan görüşmelere dayanan bir anlatı kitabı. Halkbilimci Susie Hoogasian'ın 1960'ların ortaları ile 1970'lerin başında sözü edilen kişilerle yapmış olduğu sözlü tarih çalışmaları sonucunda topladığı malzemeyi, onun erken gelen ölümünden sonra (1978) tarihçi Mary Kilbourne Matossian konuyla ilgili yazılı kaynaklardan da yararlanarak yayıma…
"Evet, bu topraklarda gözümüz var" demişti Hrant Dink, "Ama üstünde değil, altında gözümüz var!" Hayatı boyunca bu duyguyu anlatmak için çabalayan Hrant'a göre, en çok da bir arada yaşadığı halklar anlamalıydı "toprağın altında gözü olmanın" aslında ne kadar ağır bir şey olduğunu...
Hrant'ın istediği kadar değil belki ama o aşağılayıcı-düşmanlaştıncı resmi dilin yaralamaya devam ettiği Ermenilerin ne yaşadığını merak…
Roman kahramanının nasıl ve neden bir 'kahraman' olduğu üzerine kurulu bir edebi türün Almanca adı olan Bildungsroman, oluşum romanları için kullanılan uluslararası bir edebi terim haline gelmiştir. Bildungsroman'da, roman kahramanı genellikle küçük yaşlarda hayat serüvenine atılırken, roman, bireyin zihinsel ve ahlakî gelişimi, değişimi ve nihayetinde farklılaşmasını gözler önüne serer. Kafkaesk bir ifadeyle, bildungsroman kahramanı zihinsel bir 'metamorfoz' portresidir. Bu başkalaşım…
Küçük Agop, kendisine sorulan bu sorunun cevabını yıllar sonra İstanbul'da bulacaktır… Soruyu soran Kayane Dudu hayatta olmasa bile… Varsın olsun… Kayane Dudu "Ben bu dünyada olmasam bile bu soruya verdiğin cevabı bileceğim…" dememiş miydi?
O şarkıyı dinleyen kim yüreğinden vurulmaz ki...
"Gesi bağlarından gelsin geçilsin... / Kurulsun masalar rakı, şarap içilsin..."
Kendimizi unutalı çok oldu…
Son bir yılda edebi sayılabilecek dört anı kitabı okudum; Elias Canetti'nin ll. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere'de geçen yaşamını anlatan kitap, V. S. Naipaul'un, yazar olmaya karar vermiş bir genç olarak Karaibler'den (Trinidad) İngiltere'ye uzanan serüvenini anlatan kitap, G. G. Marquez'in çocukluk ve gençlik yıllarını anlatan kitap ve şimdi de Mıgırdiç Margosyan'ın yeni kitabı 'Tespih Taneleri'. Bu tür anı kitapları, yazarların çileli…
Zareh Yaldızcıyan ya da bilinen adıyla Zahrad 21 Şubat 2007 günü İstanbul'da yaşamını yitirdi. Onun şiiri, tarih dışında duranın şiiridir.
Yurtdışında Çağdaş Türk Şiiri hakkında konferans vermek üzere davet edilmiş bir şairimize, yöneltilen sorulardan bir Zahrad'la ilgili olmuş. Kendisine İran şiiriyle ilgili bir sorunun neden yöneltildiğini anlamamış. Zahrad isminde dolayı böyle düşünmüş olsa gerek. Ona, Zahrad'ın İranlı değil, İstanbullu…
Bu çocuğun Ermeni olduğunu anladım. Utangaç duruşunda beni sevinçten çıldırtan bir taraf vardı, çünkü biliyordum ki o bizim memleketimizden geliyordu ve orada olanların hepsine tanık olup her şeye rağmen bir şekilde ayakta kalmayı başarmıştı; böylece, onun sayesinde her şey kurtarılmıştı, şehirlerimiz, tepelerimiz ve ovalarımız, ırmaklarımız ve ağaçlarımız, kiliselerimiz, kahkahalarımız ve şarkılarımız. O yaşadığı için biz hala bir halktık ve bir…