Son kitabınız Biletimiz İstanbul'a Kesildi'yi bitirdiğimde bende iz bırakan unsurlardan birinin dili kullanışınız olduğunu fark ettim. Anlattıklarınızı okur gibi değil de seyreder gibi hissettim kendimi. Dil konusundaki tercihlerinizden söz eder misiniz?
Yazarken öncelikle halkın anlayacağı şekilde yazmaya çalışırım. Mesela bazı şeylerin okuyucu tarafından kolayca anlaşılmayabileceğini düşünüp bir parantez açma, bir açıklama yapma ihtiyacı duymuşumdur. Ağdalı bir dil kullanmamaya özellikle dikkat…
Margosyan Varbet'in "Biletimiz İstanbul'a Kesildi" adlı son eserini bir solukta okudum. Margosyan'ın eserleri, kökeni ne olursa olsun hiç kuşkusuz her okurda büyüleyici izler bırakıyor, ama Diyarbakırlı okurların özellikle de Diyarbakırlı Ermenilerin bu eserlerden aldıkları keyif bir başka oluyor.
Bildik bir kent, tanıdık insanlar, ilginç portreler, renkli diyaloglar, çarpıcı yaşam öyküleri, canlı bir folklor, ironi yüklü gelenek ve görenekler ve…
Ermeni köy edebiyatının günümüzdeki başarılı temsilcisi Mıgırdiç Margosyan'ın üçüncü öykü kitabı bu hafta yayımlandı. Aras Yayıncılık'tan çıkan "Biletimiz İstanbul'a Kesildi" başlıklı kitapta, yazarın Ermenice orijinalleri Marmara gazetesinde 1969–1988 yılları arasında yayımlanan yedi öyküsü bir araya getirilmiş.
Genişletilip yer yer değiştirerek Türkçe olarak yeniden kaleme aldığı öykülerinde Margosyan, çocukluğunun Diyarbakır'ından kesitler sunuyor okurlara. Yazarın belleğinden derleyip paylaştığı Diyarbakır, bir masal…
Güvercinim Harput'ta Kaldı'da, Haçig'in güvercinlerini, kitabın başlığına taşır yazar. "Güvercinler" yaşlı Torik Ovan'ın, genç oğlu Haçig'in güvercin sevdasını anlatır. Tam da güvercin sevdasından vazgeçmeye karar verdiği zamanda, "Maviş" ve "Kayısı"nın tutkulu sahibi Mano'nun, bıçak darbelerine kurban gider Haçig. Böylece, Hamasdeg'in hemen hemen tüm öyküleri gibi hüzünlü biter "Güvercinler"de. Güvercinim Harput'ta Kaldı asıl adı Hampartsum Gelenyan olan yazar Hamasdeğ'in doğup, büyüdügü…
Birkaç yıl önce yolumuz Endonezya’nın güneyindeki Borneo adasına düştü. Fotoğraflayacağımız konu, ‘Kurukafa Avcıları’ydı. Silahlı bir mihmandarla, bir tekneye bindik. Ormanların ortasında akan nehir boyunca gidiyoruz… Orman, vahşi hayvan kaynıyor. Ağaçların arasından insan boyunda orangutanlar bakıyor. Çalılıkların arası, yılan kaynıyor! Fotoğrafın ustası Ara Güler, maceralı Borneo yolculuğunu ballandırarak anlatıyor. Öykünün devamı şöyle: “Tabii, kurukafa avcıları, eskiden varmış. Bizim röportaj yaptıklarımız Borneo’luların…
Çağının tanıklığını üstlenen usta 'foto muhabiri' Ara Güler'in siyah beyaz klasik fotoğrafları Pamukbank Fotoğraf Galerisinde sergileniyor.
İlk sözü, "Benim yaşımı yanlış yazmışsınız bültende. 70'e değil 69 yaşıma gireceğim. 1928 doğumluyum ben. İnsan doğar doğmaz bir yaşına mı girer?" oluyor. Foto muhabirlerinin röportaj sırasında herhalde en rahat çalıştığı insanlardan biridir Ara Güler. Bizimle konuşurken, aynı zamanda bir gözü de objektifte. Sanki…
Ardı ardına yayınlanan Ermeni yazarların kitapları Türkiye edebiyat gündeminde yeni bir renk, Türk okuru içinse farklı bir esinti oldu. Gerçi bu kitaplar yeni yazılmış değiller, daha önce, Ermenice yayınlanan Marmara gazetesinde tefrika edilmişler. Yeni olan Türkçeye çevrilmeleri ve Türkçe okur alanına girmeleri.
Türkçeye çevrilmiş olan Ermeni yazarlardan biri kenti, diğeri taşrayı anlatan ikisi üzerinde durmak istiyorum: Kirkor Zohrab ve…
1990 Eylülünde "Yev" adıyla İstanbul'da Murad Ofset Matbaa'sında dizdirilip bastırılan 166 sayfalık Ermenice bir kitabın çevirisi "Yaşamı Beklerken". 1927, İstanbul doğumlu Antan Özer'in Türkçedeki ilk kitabı. 1994'te de İstanbul'da yaşama veda etmiş Antan Özer. Yaşamı boyunca anadili Ermenicede ürünler veren Antan Özer, Ermenice edebiyat dergilerinde yayınlanan öykülerinin yanı sıra şiirleriyle ve yazılarıyla da Ermeni edebiyatında kendini var etmiş bir yazar.…
Mistik bir ozan, Tanrı'ya yaklaşmanın, O'na erişmenin ve O'nu görmenin yollarını şöyle gösterir insanlara: "En ulu kubbenin tepesine, en yüksek çan kulesine çıkmaya değil, en mütevazı insanın yüreğinin en ücra köşesine girmeye çalış. Çünkü Tanrı seni anacak orada karşılayacaktır." Antan Özer için, "yazınımızın kır çiçeği" benzetmesini yaptık, çünkü o gerçekten kendi kendini yetiştirmiş hemen hemen hiç kimsenin dümen suyuna girmeden,…
Hampartsum Gelenyan'ın Güvercinler öyküsü, yalnızca Perçenç köyünü ve bu köydeki bir olayı anlatmakla kalmamış, insan yaşantısına dair evrensel bir trajediye ve bir efsaneye dönüşmüş. Salt bu nedenle dahi Güvercinler'i öyküden çok bir roman gibi değerlendirmek daha doğrudur.
Güvercinler, yalnız trajik teması açısından değil, biçim özellikleri bakımından da romana yakın duran bir eserdir. İlkten, olanca yalınlığına karşın öyküdeki olay örgüsü…